Yazarına Ait Olmayan Kahraman Sherlock Holmes

Sir Arthur Conan Doyle; dedektif Sherlock Holmes karakterini, tıp fakültesinden hocası Joseph Bell’den esinlenerek yazmaya başlar. Joseph Bell’in hastalıklara teşhis koyma biçimi sıra dışı ve hayranlık uyandırıcıdır. Conan Doyle’de; hocasının, kendisine özgü teşhis yöntemleri büyük etki bırakmış ve bu etki; son yüzyıla damgasını vuran, efsanevi dedektifin başlangıç noktası olmuştur. Sherlock Holmes; ilk olarak 1887’de, A Study in Scarlett (Kızıl Dosya) adlı kısa roman olarak Beaton’s Christmas Annual’da (Beaton Noel Yıllığı) hayat bulur. The Strand adlı dergide ise seriler şeklinde yayımlanır. Edebiyatta polisiye türünün ilk ve en önemli örneklerindendir.

Conan Doyle tarafından 4 roman ve 56 hikaye şeklindeki külliyatı dışında defalarca tiyatroda sahnelenmiş, illüstrasyonları yapılmış, dergilerde yer almış, sinemaya ve T.V. dizilerine uyarlanmıştır. Başka yazarlar tarafından da kaleme alınmıştır. Yani ortaya çıktığı 1887 yılındaki gibi kalmamış, her dönemde yaşayan bir Sherlock Holmes ortaya çıkmıştır. Kendini güncelleme özelliğiyle bir bakıma anonimleşir ve dünyaya yayılır.

Conan Doyle, yarattığı karakterin döneminde çok popüler olup, kendi yazarlığını ele geçirmesinden pek hoşnut olmamış ve özgürce yeni karakterler oluşturabilmek için Sherlock Holmes’u bir hikayede öldürmüştür. Fakat bu Londra’da nerdeyse infiala neden olmuş; Sherlock Holmes’un öldürülmesini hazmedemeyen halk, taşkınlık çıkarınca Conan Doyle pes etmiş; bir şekilde, onu tekrar hikayenin devamında canlandırmış ve böylece herkes rahat bir nefes almıştır. Bu olay göstermiştir ki Sherlock Holmes, yazarına ait bir karakter değildir artık. Yazarının, onun üzerinde bir bakıma hakkı azalmış ve halkın kahramanı olmuştur.

Sherlock Holmes, gözlem yoluyla kişiler hakkında birçok şeyi tahmin eder. Görünüş, beden dili ve mimiklerden yola çıkarak bunu yapar. Ellerinde dosya olan, hırıltılı nefes alan birinin, avukat ve koah hastası olabileceğini düşünür. Yine mekanların mimarisine dikkat ederek olayın çözümünü sağlar. Üç katlı bir binanın; üst katının daha kısa oluşu, orada gizli bir bölme olma ihtimalini doğurur ve suçlu da bu gizli bölmeden çıkar.

Eşyaların; şeklinden, renginden, kullanım durumundan yola çıkarak birçok ipucuna ulaşır. Bir şapkanın yapıldığı kumaşın kaliteli oluşuyla bu şapkayı kullananın entelektüel olabileceğini; aynı şapkanın tozlu ve lekeli olmasıyla son zamanlarda işlerinin iyi gitmediğini; şapkadaki saç tellerinin durumundan, orta yaşlı biri olduğunu çıkarabilir.

Yazı tahlilleri yaparak; yazan kişinin yaşının, cinsiyetinin ve karakterinin analizini yapar. Yazı, güçlü bir el yazısıyla yazılmışsa baskın bir karaktere sahiptir ve suçun planlayıcısı olduğunu gösterir. Kalın ve güçlü bir el yazısı, yazanın genç olduğunun bir işaretidir. Özgün ve estetik bir el yazısının sahibinin kadın olması muhtemeldir. Okurken bu çıkarımları kendisinin de yapabileceği hissine kapılıyor insan. Ama bir yandan Sherlock Holmes’un farkını anlıyor ve ona hayran kalıyor.

Sherlock Holmes, yeterince bilgi sahibidir. Yeterince çünkü kendine yaramayacak bilgiyi hafızasında tutmaz. Zihinsel becerilerini çok iyi kullanır. Karşılaştığı vakalarda, görüleni değil gerçekleşeni ortaya çıkarmaya çalışan bir dedektiftir. Anlatılanları dinler, dahice gözlemler ve gerekli verileri, detayları zihinsel süzgecinden geçirir. Zamanı ve yeri gelince, puzzlen parçaları gibi olayın çözümlenmesini sağlar. Bu yönüyle okuru doyuma ulaştırır ve okurun kafasındaki tüm soru işaretlerini hatta oluşmamış soru işaretlerini de cevaplar. Okurda, ilk önce merak ve heyecanı iyice zirveye çıkarır; ipuçlarının, tek tek yerini bulup suçun çözümlenmesiyle o merak ve heyecan yerini rahatlamaya bırakır. Okur, aslında Sherlock Holmes ile birlikte çalışıyor gibidir. Onun gibi düşünmeye başlayıp birkaç şeyi çözdüğünde, kendini zeki hissetmeye başlar. Belki de böyle bir his vermesi insanları etkisi altına almıştır.

Londra’daki Baker Street 211 B numara… Sherlock Holmes Müzesi

Sherlock Holmes, özel hayatında da ilginç bir karakter ortaya koyar. Duygusal olarak bir aşk ve yuva arayışı yoktur. O yaptığı işiyle var olan biridir. En yakın dostu Dr. Watson olmasa tamamen yalnızlık içindedir. Bundan da pek şikayetçi değildir. Evinde çeşitli deneyler yapar. Uzun uzun keman çalar ve bolca kahve içer. İş temposundan ve stresinden, dönem dönem ağır depresyonlara girdiği olur. Bu depresyonlardan, işiyle haşır neşir olarak çıkar. Onun geçmişten geleceğe değişmeyecek bir adresi var: Londra’daki Baker Street 211 B numara… Bu adresteki evinde; koltuğuna yaslanmış, şapkasını alnına çekmiş, piposunu tüttürerek; yeni maceralara açılmak için zaman kolluyor…

Leave A Response