Kitap Bir Armağandır!

İlk kitabınızı hatırlıyor musunuz? Peki o ilk kitabın yaşattığı duyguları? Peki en son ne zaman birine kitap hediye ettiniz? Hiçbir şeye kolayca sahip olunamayan yıllardan bugüne, kitaba verdiğimiz kıymetteki değişime ve anılara dair bir yazı.

Aziz Nesin’in dediği gibi Şimdiki Çocuklar Harika da, kitapla ilişkileri ne durumda, bilmiyorum. Daha doğrusu, şimdiki çocuklar kitap armağan edildiğinde mutlu oluyorlar mı, bundan pek emin değilim. Öyle çok armağan edilecek şey var ki artık, kitap ve oyuncak, o kadar da sevindirmeyebilir çocukları.

Şimdi çocukluk yarıştırmak gibi olacak, olmasın ama, ‘nerde eski çocuklar?’ dememek de elde değil. Eski çocuklar deyince de, övünmek gibi olmasın ama, bizim kuşak çocuklar, yani Ergin Günçe’nin “Biz eskiden yeni çocuklardık. Şimdi eski çocuklarız” dizesiyle övdüğü çocuklar olarak, bize bir kitap armağan edeni hiç unutmazdık, unutmadık. İşbu yazı kitabın bir armağan olarak nasıl bahtiyar kıldığı üzerine ‘nostaljik’ bir yazı olarak okunabilir. Ece Ayhan’ı da bu vesileyle bir kez daha ansak yeridir, ne demişti Eceobalı şairimiz? “Nerde eski nostaljikler?”

lk armağan kitaplarım orta ikiden terk bir kaportacı olan, aynı zamanda bir sosyalist olarak da TİP’e oy veren sevgili babacığım, cennetmekan, Kel Hasan ustadan gelmişti. İlk kitaplığımı da o hünerli elleriyle o yapmıştı. İçinde Hasan İzzettin Dinamo’nun Kurtuluş Savaşını anlattığı sekiz ciltlik Kutsal İsyan armağanıyla üstelik. Sonra ben harçlıklarımla, yazları çayevinde, kitapçıda, berberde çalışarak aldığım kitaplarla büyütüyordum kitaplığımı. Sırtlarına numara etiketi yapıştırıyordum, böylece büyüyünce çocuklarıma, binlerce kitabı hangi sırayla okuduğumu da göstermiş olacaktım. O kadar çok kitap okuyacağımı ve binlerce kitaptan oluşan bir kitaplığım olacağını hayal ediyordum. Galiba 500’e kadar sırt numarası koydum kitaplara. Sonra üniversite, öğrenci evleri, alınan, okunan, bırakılan, saklanan kitaplar derken orada kaldı kitap numaralama işi.

Armağan kitaplardan konuşuyoruz ya, babamın armağanlarıyla sürdürelim. Altı kardeşiz, ağabey benim, dört oğlan, iki kız kardeş. Biz dört oğlan sünnet olduğumuzda ben ilkokulu bitirmiştim. Sünnet yatağımda gözümü açınca iki kitap buldum yine babamın armağanı, Ant Yayınlarından Che Guevera’nın Savaş Anıları, ve Bilgi Yayınevi’nden Fakir Baykurt’un Amerikan Sargısı. Sonra da Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Orhan Kemal kitapları.

Biricik dayımsa kitaplığından okuduğum şiir ve öykü kitaplarının yanı sıra, bana unutulmaz bir armağan verecektir, Kemal Tahir’in Devlet Ana’sı. Bu kitap beni Kemal Tahir’le tanıştırmakla kalmayacak, onun diğer kitaplarını da okuyarak uzun yıllar ‘Tahiri’ olmama da yol açacaktır.

Bu arada Eskişehir 19 Mayıs Ortaokulu’nu ve öğretmenlerini anmam şart. Şair Muharrem Kubat’ın müdürümüz olduğu okulun öğretmenleri de, o yıllarda, 1968, olduğu gibi genellikle sol eğilimli ve okuryazar öğretmenlerdir. Edebiyat öğretmenim Abdullah As, Oktay Rifat’ın Yeni Şiirler’ini armağan ederken, Fransızca öğretmenim Rukiye Gül Yönel, eşi Selçuk Yönel’in Thornton Wilder’dan çevirdiği Kasabamız’ı armağan edecektir. Rukiye Gül Hoca, “Yağmur ile Fransızca” şiirimde andığım ve aşkla sevdiğim hocamdı.

Eskişehir Maarif Koleji’ndeki Türk Dil Kurumu yöneticilerinin söyleşisine de o götürmüştü beni. Hikmet Dizdaroğlu, Emin Özdemir ve Adnan Binyazar gelmişlerdi. Sanıyorum sonra da kitap imzalamışlardı. O toplantının sonunda Nabi Avcı ve Ahmet Kot ile tanışıp arkadaş olacaktık. Şiir ve edebiyatla başlayan bu arkadaşlık, sonra Eskişehir’de yayımladıkları ‘Deneme’ dergisinde takma adlarla da olsa ilk şiir ve öykülerimizi yayımlayarak sürecekti. Eskişehir’in iki büyük kitapçısından birincisi olan Bizim Kitabevi ‘Varlık’, ‘Türk Dili’, ‘Yansıma’, ‘Asyalı’, ‘Yeni Dergi’ gibi edebiyat dergilerini de getirirdi. Ve biz hemen her cumartesi öğleden sonra buluşur, Yediler’deki bir pasajda dergi toplantısı yapar, ardından da 4-5 kişilik bir grup olarak Bizim Kitabevi’ne gider, orada yeni yayınlara bakar, Dostoyevski, Kafka kitapları alırdık. Sanıyorum Nabi’nin bana armağan ettiği iki kitaptan biri Kafka’nın Varlık’tan çıkan Ceza Sömürgesi, diğeriyse içindeki “Aylak Göz” şiirini kendinden geçercesine okuduğu Cahit Zarifoğlu’nun İşaret Çocukları’ydı.

Bir yaz boyu çalıştığım ve Eskişehir’in o yıllardaki iki büyük kitapçısından ikincisi olan Hatipoğlu Kitabevinden de haftalık karşılığı olarak her hafta bir kitap alıyordum. Halide Edip’in Sinekli Bakkal, Aziz Nesin’in Bir Sürgünün Anıları hatırladığım kitaplar arasında. Kitabevinin sahibi İsmail Ali Sarar da emekli bir öğretmen ve şairdi, kimi şiirleri de ‘Varlık’ta yayımlanmıştı.

12 Mart’ta, Eskişehir Atatürk Lisesi 1. sınıfındayken Deniz Gezmiş ve yoldaşlarının idamına karşı kendi hazırladığım yazıları sınıfta arkadaşlarıma dağıttığım için gözaltına alındım, Ankara Aydınlıkevler Lisesine sürgün edildim, ‘Atatürk’ konulu kompozisyon yarışmasında birinciolunca, okul yönetimi ödül olarak Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Abdullah Efendi’nin Rüyaları adlı hikâye kitabını verdi. Bu Tanpınar’la ilk tanışmamdı. Atatürk’ün sayesinde Tanpınar’la tanışmış oldum böylece.

Liseden yakın arkadaşlarım Ömer Ateş Kızıltuğ ve Erkut Tanrıseven ile birbirimize uzunçalarlar ve kitaplar armağan ederdik. Şimdi hepsi aklımda değil ama İsmet Özel’in, Ataol Behramoğlu’nun şiir kitapları olabilir. Georges Moustaki’nin, Demis Roussos’un, Traffic, Donovan gibi şarkıcı ve grupların plakları.

Başka değerli bir armağanı da TRT’de çalışan şair Mehmet Ragıp Karcı’nın verdiğini hatırlıyorum, henüz kitap olarak yayımlanmamış, ama elden ele ve dilden dile bir efsane olarak dolaşan, Sezai Karakoç’un Monna Rosa’sının fotokopisi.

Sonrasını sayamadım. Sonrası okurluktan yazarlığa geçiş olunca, ‘özlemin eski tadının olmayışı’ gibi, armağanın da eski tadı, güzelliği kalmıyor. Bir zamanlar adını duyunca bile heyecanlandığın yazarlardan adına imzalı kitap gelmesi, senin onlara imzalaman artık olağan bir şey olmaya başlayınca büyü bozuluyor. Zaten bu pek armağana da benzemiyor, arada çok içtenlikle yazılmış, gönderilmiş kitapların dışında, hemen hepsi de aynı kalıptan çıkmışa benzeyen imzalar, ithaflar, birkaç kelime dikkatini bile çekmiyor. O yüzden hem imza günlerinde, hem okul vb. etkinliklerde kitap imzalatmaya gelenlerle olabildiğince konuşmaya ve her okura özel bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Bu hayli vakit alsa da, olsun, hem ben çok satan bir romancı değilim hem de şiir üzerinden okurla kurulan ilişki, romanla kurulandan daha özel, daha farklı. Bir nev’i armağan duygusu. Şiir insana bir armağan, hem yazana hem okuyana, hem duyana hem düşleyene, hem düşünene hem sezene. Öyleyse şiir kitabını imzalarken yazılanlar da bu armağan duygusunu hissettirmeli diye düşünüyorum. Ben de bana gelen armağanı bir başkasıyla paylaşmış oluyorum böylece.

Bir de ‘yüceltme’ mevzuu var değinmeden geçemem, yürütme, götürme, kamulaştırma gibi başka metaforları da olan, bu ‘kitabı para vermeden alma’ eylemini hiç yapmadım. Öğrenciyken de. Fakat kitaplığımdaki birkaç kitabın içinde de yazılı olduğu gibi, yürütme yoluyla bana armağan edilen bu kitapların kimin tarafından yüceltildiğini de burada yazamayacağımı belirtirim.

Yazar: Haydar Ergülen

Kaynak Site: artfulliving

Leave A Response