Psikanaliz ve Savaş Nevrozları

Birinci Dünya Savaşı bitmeden hemen önce, Eylül 1918’de yapılan kongre bildirilerinden oluşan “Psikanaliz ve Savaş Nevrozları”nda teknik, teşhis ve tedaviler hakkında öneriler bulunuyor. Pinhan Yayıncılık tarafından yayınlanan kitapta Sandor Ferenczi, Karl Abraham, Ernst Simmel, Ernest Jones ve Sigmund Freud gibi usta psikanalistlerin savaş ve psikanalizle ilgili görüşleri yer alıyor.
 
Savaş sadece görüneni değil, görünmeyeni de yıkar, tarumar eder. Maddeyle beraber manevi olanı da bu dünyadan kazıma niyetiyle ilerler. Talan edilmiş şehirler, ölen/yaralanan masum bedenler ve belki de bir ömür boyu acı içerisinde kıvranacak milyonlarca ruh. Ezelden beri var olan insanoğlunun bu şiddetli sancısı ne yazık ki ebede kadar sürecektir.
 
Sadece bedeni değil ruhu da inciten savaşın ruhsal etkilerini incelemek için harekete geçen ilk kişi Amerikan İç Savaşı’nda (1861-1865) sinir rahatsızlıkları ve hastalıkları uzmanı olarak görev yapan Amerikalı doktor Silsas Weir Mitchell oluyor. Mitchell henüz savaşın ilk yılında Kuzey Ordusu’nda 5 bin 213 yuva özlemi rahatsızlığı vakası teşhis etmiş ki bu da ordunun o dönemde yüzde 1.8’ine tekabül ediyordu. Mitchell’in tespit ettiği bu oran sonraki yıllarda yüzde 3’e yükselmiştir. Nöroloji bilimi Amerika’da henüz gelişmeye başlamışken Mitchell’in, cerrah general William Hammond’un himayesinde iki meslektaşıyla kurduğu ilk nöroloji hastanesi ve hastalara sunduğu hizmet o dönem için oldukça başarılıydı.
 
HEDEF İYİLEŞTİRMEK DEĞİL
 
I. Dünya Savaşı’na gelindiğinde klinikler artık daha sistemli bir şekilde hizmet ederek gerek bireysel gerekse gruplar halinde psişik ve fiziksel tedaviler sunup ‘savaş bunalımı’ kavramını literatüre kazandırmış oldular. II. Dünya Savaşı’nda ise önceki savaşta üretilip kullanılmaya başlayan testler daha da geliştirilmiş ve uzmanlar artık sadece rahatsızlanan askerlerin iyileştirilmesiyle değil; kişisel yeteneklerin ölçümü, uygulamalı toplumsal psikoloji, talim ve eğitim konularıyla da ilgilenmeye başlamıştır. Amerikan ordusunda görev yapan 986 psikolog orduya yetmemiş bu sayı hükümet birimlerince 1262’ye yükseltilmiş ve böylece ülkedeki 4500 psikologdan yaklaşık yüzde 28’i doğrudan savaşın etkileriyle meşgul olur hale gelmiştir.
 
Pinhan Yayıncılık tarafından geçtiğimiz Mart ayında Adem Beyaz çevirisiyle okuyucunun beğenisine sunulan “Psikanaliz ve Savaş Nevrozları” başlıklı kitap, savaş bitmeden hemen önce 28-29 Eylül 1918’de, Budapeşte’deki Macar Bilimler Akademisi’nde toplanan 5. Uluslararası Psikanaliz Kongresi bünyesinde, savaş nevrozlarıyla ilgili okunmuş bildirilerin bir araya getirilmiş hali. Sandor Ferenczi, Karl Abraham, Ernst Simmel, Ernest Jones ve Sigmund Freud gibi önemli psikanalistlerin savaş ve psikanaliz ile alakalı ilgi çekici bilgiler sunduğu kitap literatürümüzde önemli bir boşluğu doldurmuş. Kitapta nörologların, psikanalizi kabul etmesi ve bu kabul sürecinde yaşanılanların ilk ağızdan anlatılması oldukça kıymetli. Savaş nevrozlarının tedavisinde mekanistik kavrayışı sonuna kadar savunan ünlü doktorlardan Lilienstein; ruh, psişik, psikojenik gibi terimlerin tıp terminolojisinden kati surette atılmasını talep ediyor, böylece travma hastalıklarını araştırmak, tedavi etmek ve incelemek için daha fazla imkan bulunacağını söylüyor ve anatomi tekniğindeki ilerlemelerin nasıl olsa bir gün mutlaka nevrozun maddi temellerini bulacağını iddia ediyordu. Fakat zaman içerisinde Freud ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmalar nörologların bu katı tutumunu değiştererek kendilerinin de psikanalize başvurmalarına yol açacaktı.
 
HASTALARA ELEKTRİKLE TEDAVİ
 
I. Dünya Savaşı’nın bitiminde, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra Viyana’da, ordu doktorlarının savaş nevrozlarından muzdarip insanlara çok kötü muamelelerde bulunulduğuna dair birçok rapor yayınlandı. Bu raporlar ışığında Avusturya Savaş Bakanlığı konuyla ilgili bir soruşturma başlattı ve meseleye istinaden Freud’dan bir uzman raporu istendi. Bu doğrultuda Freud , soruşturmadan mesul komisyona bir rapor sundu ve ardından raporu sözlü bir biçimde irdelemek için komisyonun huzuruna çıktı. Freud’un sunduğu rapor tam metniyle kitapta yer almaktadır.
 
Elektrik tedavisinin kullanılmasındaki amaç savaştan korkan, kaçan, ruhsal olarak yaralanan insanlara bu hislerini ve davranışlarını unutturmaktı. Madem bu kişilerdeki hastalık katlanamadığı bir durumdan kurtulma amacına hizmet ediyor; eğer bu hastalık fiili görevinden daha katlanılmaz duruma getirilirse hastalığın köklerinin kolayca kurutulacağı düşünüldü. Zamanında savaştan hastalığa kaçtığı gibi hazır hale getirilmiş vasıtalar şimdi de onu hastalıktan sağlığa bir başka deyişle askeri hizmet için zindeliğe kaçıracaktı. Bu amaçla acı dolu elektrik tedavileri uygulandı.
 
Freud’un rapordaki ifadelerine göre Alman ordusuna terapötik amaçlı sokulan bu acı dolu tedavi yöntemi hiç kuşkusuz çok daha ölçülü bir şekilde uygulanabilirdi. Viyana kliniklerinde uygulanmaya başladığında yöntemin ulaştığı zalimlik hastanın iyileşmesini hedeflemiyordu ya da en azından ilk hedefleri bu değildi; her şeyden önce, askerin vazifeye yeniden elverişli duruma gelmesini amaçlıyordu. Tıp burada yabancı gayelere hizmet ediyordu. Doktorun kendisi askeri emirlere tâbiydi, kendisine tembih edilen düşüncelerden başka düşüncelerin dümenine girerse nelerle karşılaşacağını biliyordu. Yine Freud’un ifadesine göre bunların hiç yaşanmaması gerekirdi. Tedavinin şiddetiyle beraber akımın gücü öyle dayanılmaz bir seviyeye yükseltildi ki nevroz hastaları hastalıklarından elde edecekleri avantajı da kaybettiler. Alman hastanelerinde tedavi esnasında birçok ölüm yaşandı ve tabii tedavi yüzünden birçok intihar vakası.
 
“Psikanaliz ve Savaş Nevrozları” dönemin önde gelen psikiyatrist ve psikologlarının çalışmalarını, devletlerin sürdürdükleri zalimce politikaları ve büyük insanlık dramını anlatıyor. Dilimize kazandırılan bu eseri psikoloji alanında çalışanlara ve bu alana merakı olanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ederiz.
In : HABER, KİTAP

Related Articles

Bir Cevap Yazın