Rus yazar Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar romanı

“İnsana en çok acı veren şey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur.” Dostoyevski

Kendi kabuğuna çekilmiş bir adam ve buhranları, karamsarlıkları, ızdırapları, çelişkileri… Rus yazar Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar romanı; son derece gerçekçi, çarpıcı ve sıra dışı bir anlatım.

Edebiyat dünyasının en özgün karakterlerinden biri. Yeraltı adamı. Dostoyevski 1864 yılında yazdığı bu romanla döneminin Rus toplumunda sıkışıp kalan bir modern insanın çıkmazlarını anlatıyor. Modern insan diyorum çünkü kitapta anlatılan adamın benzerlerini günümüzde de halen rahatlıkla görebiliyoruz. Günümüzden yaklaşık yüz elli yıl önce anlatılan bu insan tipi aradan geçen onca zamana rağmen bir modern zaman arketipi olarak içimizde yaşamaya devam ediyor. Bu romanın en büyük başarısı da bu noktada karşımıza çıkıyor bana göre. Yazar günümüz toplumunun melankolik çıkmazlarını o yıllardan görmüş gibi yazmış. Zaten kitabın başında yazar, söz konusu insan tipinin sadece toplumda var olduğunun değil aynı zamanda olması gerektiğinin altını çiziyor. Bunun toplumun içinde bulunduğu durumun doğal bir sonucu olduğunu söylüyor.

Kitabın birinci bölümünde bu yeraltı adamının düşüncelerini ve bilinçaltını açığa çıkarıyor. Bize onu tanıtıyor. İkinci bölümde ise bu adamın yaşamından bize bir kesit sunuyor. Zihnimizde somutlaştırıyor. Kitabın birinci bölümü yeraltı insanının teorisini ikinci bölüm ise pratiğini temsil ediyor.
Yeraltı insanı içine kapanık kendi dünyasında yaşayan biri. Kendi kabuğunda yaşayan bu insanın zihninden geçenleri, duygularını, arzularını, hayal kırıklıklarını, hayata bakış açısını son derece doğal bir bilinç akışı ile okuyoruz. Bu bölümde karakterimiz bol bol konuşuyor. Bazı kısımlarda ise çokça saçmalıyor. Çelişkilerini ve iç hesaplaşmalarını en yalın haliyle dile getiriyor.

Kabuğundan çıkıp gerçek dünyaya ayak bastığında ise her şey altüst oluyor. Dış dünya bambaşka bir ortam. Tüm ruhsal dayanakları bir anda yıkılıyor ve kendisini boşlukta buluyor. Karakterimizin dış dünyada en yoğun hissettiği duygu aşağılanma, utanma ve önemsenmeme. Bu ruh hali ise onu bir yandan hayal kırıklığına, melankoliye sürüklerken bir yandan da nefretinin ve hırslarının kölesi, bencil bir insana dönüştürüyor. Ruh hali o kadar sık değişiyor ki bir anı bir anını tutmuyor.
“Ben yalnızca huysuz olmayı değil, herhangi bir şey olmayı da beceremedim: Ne kötü ne iyi, ne alçak ne dürüst, ne bir kahraman ne de bir böcek olabildim. Şimdi kendi köşeme çekildim, boş bir teselliyle duruyorum: Zeki insanlar hiçbir şey beceremezler, becerenler yalnızca aptallardır.” (S. 11)

Kitabada yoğun melankolik bir atmosfer hakim. Bu yoğunluk sizi de etkisi altına alıyor ve metafor; yeraltında kendi kendinizi sorgular hale geliyorsunuz. Nereden geldik, nereye gidiyoruz, ne yapıyoruz, gibi sorular art arda zihninizi işgal ediyor. Yazarın bu anlatımının Kafka’dan Camus’a kadar birçok yazarı etkilediğini söylemek mümkün. Yukarıdaki satırlardaki böcek benzetmesini birçok edebiyat sever Kafka’nın meşhur Gregor Samsa’sından hatırlayacaktır.

Karakterin bunalımlarını en genel anlamıyla “Size yemin ederim ki, gereğinden fazla anlamak bir hastalıktır, gerçek bir hastalık.” (S. 13) cümlesi özetliyor. Bu onun dış dünya ile uyum sağlamasını zorlaştıran en temel özelliğidir. Elbette bu fikre katılıp katılmamak apayrı bir konudur. Ancak bu düşünceye kısmen katıldığımı söylemeliyim. Sebebini anlatmak uzunca bir izah gerektireceğinden hiç girmiyorum. Ancak şunu belirtmek de fayda var ki kitap her okuyucuda farklı düşünceler uyandırabilecek çok katmanlı bir eser. Bu kitabın, birçok okurun birbirine çok zıt çıkarımlarda bulunabileceği bir felsefi ve psikolojik derinliği olduğunu söylemeliyim.

Yeraltından Notlar, kendi kabuğundan yaşayan insanın dış dünyaya adım attığında yaşadığı bozgunu ve kaosu anlatan, son derece sıra dışı ve çarpıcı bir üslupla yazılmış, edebi bir başyapıt.

Leave A Response