Suriye krizi Türkiye’deki İslamcıları şiddete meyilli hale getirdi

Gazeteci Fehim Taştekin yeni kitabı ‘Karanlık Çöktüğünde’ de IŞİD’i anlatıyor, örgütün Türkiye yapılanmasını ve geleceğini de ele alıyor.

Kitabınızda hem Irak’ta hem de Suriye’de IŞİD’in kısa sürede bu kadar hızlı yayılmasının sebeplerini maddeler halinde belirtmişsiniz. Yine IŞİD’in Avrupalı gençlere neden cazip geldiğini de anlatmışsınız. Ancak Türkiye’den de IŞİD’e bir hayli katılım oldu. IŞİD’i Türkiye’deki gençlere çekici kılan unsurlar nelerdi?
Bir kere Türkiye’de pasif bir selefi damar hep olageldi. Bu potansiyelin El Kaide ya da IŞİD için aktif hale gelmesi şaşırtıcı değil. Bunun dışında sadece Türkiye değil, diğer coğrafyalardaki gençler için de geçerli olan bence şu: IŞİD sosyal ya da eğitsel statüsü ne olursa olsun yaşamından hoşnut olmayan, yaşadığı ortamı İslami bulmayan, adalet arayanlar ve kültürel çatışma yaşayanlar için mevcutla hesaplaşma kanalı açıyor. Bu kanalı cazip hale getiren iki faktör daha var. Birincisi hilafet ilanı, diğeri de saha hâkimiyeti. Hilafet çoğu İslamcı için özlemini duyduğu bir şeydir. Saha hâkimiyeti ise inandıkları İslami kuralların icra edilebildiğine taalluk ediyor. Halifenin topraklarına hicret birçok genç için akıl çelici bir çağrıydı. Türkiye boyutuyla ilgili şunu ilave etmek gerekiyor: Medya ve yetkililer Suriye ve Irak savaşıyla ilgili inanılmaz boyutlarla mazlumiyet hikâyesi yazdı. Bu kırılgan zihinleri yanlış yönde etkiledi. Mazlumiyet coğrafyasında cihatçı olmak bu tür bir siyasal ortamda cazip hale geldi. Özellikle Suriye krizi Türkiye’nin İslamcılarını dönüştürdü ve şiddete meyilli hale getirdi. Doğrudan cihatçı örgütlere katılımın ötesinde zihinsel bir kırılma yaşanıyor. Bu, Türkiye’nin kendi cihatçı potansiyelini tahminlerimizin ötesinde artıran bir şey.

Kitabınızda, “IŞİD dahil bütün cihatçı örgütlerin temel stratejileri, ‘gri bölgeleri’ yok etmeye dayanıyor” demişsiniz. Bu gri bölgelerden kastınız İslam içindeki farklılıklar mı yoksa Ortadoğu’daki farklılıklar mı?
Selefiliğni katı yorumuna göre ‘saf’ İslam’ın dışında kalan ama İslam’a mal eden her şey gridir ve yok edilmelidir. Onlara göre Şiilik, Alevilik, Sufilik gri alanlardır. Özellikle akla dayalı yorumlar İslam dışı olarak kabul ediliyor. Gri alanları yok etme inançla sınırlı kalmıyor. O inancın taşıyıcıları da temizlenmesi gereken unsurlar olarak görülüyor. İnançta ve toplumda mutlak arınma. Bir tarafta Müslümanlar, diğer tarafla kâfirler/müşrikler. Kendilerinin inandığı formatta Müslüman olmayanlara hayat hakkı yok. Bunun için Şii ya da Sufilere ait türbeleri havaya uçuruyorlar. Şiileri ve Alevileri en büyük cihadın verilmesi gereken düşmanlar olarak görüyorlar. Bu konudaki fetvayı da İbn Teymiyye’den alıyorlar.

“IŞİD alan hâkimiyetini yitirse bile tortuları kalacak” tespitinde bulunuyorsunuz. Bunu açıklar mısınız?
IŞİD’i sadece Amerikan işgalinin doğurduğu bir hareket olarak göremeyiz. Öyle olsaydı 2010 sonunda işgal bittiğinde sönümlenirdi. IŞİD’i doğuran faktörler geçerliliğini korudukça bu örgüt saha hâkimiyetini yitirse de varlığını bir şekilde sürdürebilir. Güncel koşulların yanı sıra fıkhi, düşünsel ve tarihsel referanslar bu tür örgütleri uygun koşullarda var etmeye yetiyor. IŞİD sosyal ve siyasal düzenlere karşı İslamcı tepkiler ya da arayışların dönüşüm geçirerek ulaştığı hibrit bir formattır. Yerel ve küresel dinamikleri içinde barındırıyor. Yerel boyutla ilgili vurguladığım şey eski Baas kadrolarının IŞİD’in stratejik aklı haline gelmesidir. Küresel boyutta ise örgütsel akıl El Kaide’nin Afgan cihadından beri edindiği birikimlere dayanıyor. IŞİD, El Kaide’nin küresel ağının önemli bir kısmını kendi kadrosal ve hücresel yapılanmalarına dönüştürdü. IŞİD İslamcı kesimlerin mevcut rejimlere ve yaşam biçimlerine verdiği tepkinin bir formatına tekabül ediyor. O yüzden Ebubekir el Bağdadi öldürülebilir, IŞİD Musul ve Rakka’yı da kaybedebilir ama IŞİD’i yanıt olarak gören potansiyel, başka coğrafyalarda yeni formlarda nüksedebilir. Usame bin Ladin ölümünü El Kaide’nin sonu olarak görenler yanıldılar. Aynı şey IŞİD için de geçerli.

‘İslam dünyası düşünsel bir kriz yaşıyor’

Cihatçı örgütler güç kaybettiğinde önce yer altına çekilir, uygun koşullar ortaya çıktığında ise yeni isimler ve yeni oluşumlarla karşımıza çıkar. Suriye ve Irak’taki gelişmelere baktığımızda, IŞİD hâkim olduğu toprakları kaybettikten sonra farklı isimler ve yeni oluşumlarla karşımıza çıkacak diyebilir miyiz?
Halihazırda dünyanın pek çok yerinde IŞİD’le aynı ideolojiyi paylaşan ve birbiriyle örgütsel bağı olmayan çok sayıda yapı var. İslam dünyası düşünsel bir kriz yaşıyor. Günün sorunlarına anlamlı ve kapsayıcı yanıt verebilen bir yapı gelişmediği sürece bu akımlar yeni isimlerle karşımıza çıkacaktır. Tabii bu örgütleri kullanan ve besleyen bölgesel ve küresel aktörlerin de yapıp ettikleri önemli. Bakınız Afganistan’a cihat otobanı El Kaide ve Taliban gibi örgütleri dünyanın başına bela ettiği halde ABD ve Körfez’deki müttefikleri bu tehlikeli oyundan vazgeçmedi. IŞİD tehdidini ABD’nin açık ve gizli müdahaleleri, CIA’in kirli operasyonlarını finanse eden Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliği gibi Körfez ülkelerinin yıkıcı rolüyle de tartışmak gerekiyor. Batı-Körfez ittifakının Suriye hesapları işte kapımıza onlarca tehlikeli örgütü yığdı. Bunların çoğu IŞİD ya da El Kaide çizgisinde.

Biraz da gündemden bahsedelim. Rus uçağının düşürülmesinden sonra Türkiye Suriye’de bir çıkmaza girdi. Her iki ülkenin barışmasıyla bu çıkmaz aşıldı. Geçtiğimiz hafta Rus büyükelçisi suikast sonucu hayatını kaybetti. Bu durum Türkiye’nin Suriye politikasını etkiler mi, etkilerse nasıl?
Rus uçağıyla yaşanan türbülansı atlatmanın bir karşılığı olarak Türkiye Suriye’de çark etti. Rus elçinin öldürülmesi ise Türkiye’yi daha fazla Rusya ile birlikte hareket etmeye mecbur bırakacaktır. Bunun etkileri zaten görülmeye başladı. Moskova Deklarasyonu Ankara’nın eski  politikasını artık sürdüremeyeceğini tescilledi. Astana süreci Türkiye-Rusya-İran arasındaki eşgüdümü ileri bir noktaya taşıyacak. Bu iş yeniden ‘Kardeşim Esad’a doğru gidiyor. Ama Suriye krizinden kolayca kurtulacağımız anlamına gelmiyor. Türkiye El Bab operasyonunu hedefine Kürtleri koyarak derinleştirmek gibi bir yolda ısrar ediyor. Suriye ve Rusya’nın buna yeşil ışık yakması istediğimiz zaman işin içinden sıyrılacağımız anlamına gelmiyor. Burada tehlike çok büyük.

KARANLIK ÇÖKTÜĞÜNDE
Fehim Taştekin
Doğan Kitap, 2016
400 sayfa, 29 TL.

 

Kaynak Site: Radikal Kitap

Bir Cevap Yazın