Sultan Alparslan Malazgirt Zaferi’nden Daha Büyük

Büyük Selçuklu tarihçisi Doç. Dr. Cihan Piyadeoğlu ile Kronik Kitap’tan yeni çıkan kitabı Sultan Alparslan üzerine konuştuk. Bir tarihçi gözüyle Selçuklulara ve Sultan Alparslan’a bakışı ve sadece Malazgirt zaferiyle anılan ama bu zaferden daha büyük bir şahsiyetle karşı karşıya olduğumuzu belirtti. Cihan Piyadeoğlu, Selçukluların ilk büyük hükümdarı Sultan Alparslan’ı hamaset konuşmalarından kurtarmak ve hakkıyla anlaşılmasını sağlayacak cevaplar verdi.

BEYAZ TARİH / RÖPORTAJ

ze öncelikle Alp Arslan üzerine yaptığınız çalışmanızda başlangıç noktanızın ne olduğunu sormak istiyoruz. Günümüzde birçok farklı kesimde bilinen bir Türk komutanı olarak Alp Arslan sizin için neden tam anlamıyla anlaşılması gereken bir tarihi aktör?

Bu soruya net bir cevap vermek istiyorum. Başlangıç noktam Sultan Alp Arslan gibi önemli bir figürden hareketle dikkatleri hem Alp Arslan hem de Büyük Selçuklular’a yönlendirebilmek. Çünkü düşünülenin aksine her ikisinin de tanınmaya, bilinmeye ve anlaşılmaya ihtiyacı var. Sultan Alp Arslan, Selçuklular Devleti’nin ilk hükümdarı olmamasına rağmen, bütün Selçuklu coğrafyasına tam anlamıyla hükmeden ilk hükümdardır. Tuğrul Bey’in başlatmış olduğu kurumsallaşma hareketini devam ettiren ve yerleştiren Sultan Alp Arslan’dır. Mevcut sınırların daha da genişlemesi, hem doğuda hem de batıda kazanılan başarılar Sultan Alp Arslan’ı amcası Tuğrul Bey’den daha farklı kılan özelliklerdir. Sanılanın aksine onun döneminde temelleri atılan ve Ortaçağın en önemli eğitim kurumları olan Nizâmiye Medreseleri’nin kurulmasındaki etkisi tartışılmazdır. Kısaca Selçuklular’a devlet kimliğini tam olarak kazandıran Sultan Alp Arslan’dır. Ama bizim için belki de en belirleyici özelliği Malazgirt Savaşı’ndan sonra yapmış olduğu anlaşmayı Romanos Diogenes’in ölümüyle birlikte sonlandırması ve vermiş olduğu emirle Anadolu’nun Türk iskânına açılmasını sağlamasıdır. Verilen emir sayesinde Anadolu’nun Türkleşme süreci resmen başlatılmıştır. Ancak bunlar ve buna benzer pek çok şey, çoğunlukla bilinen hususlar değildir. Sultan Alp Arslan, sadece Malazgirt’i kazanan ve Türkler’e Anadolu’nun kapılarını açan hükümdardan, içi doldurulamayan bir hamaset örneklemesinden çok daha fazlasıdır.

Bize Çağrı Bey ile Alp Arslan hakkındaki ilişkiden bahsedebilir misiniz? Biliyorsunuz, Çağrı Bey’in en büyük oğlu olmamasına rağmen Alp Arslan’ı yanına alması ve sonrasında Malazgirt Savaşı’nda Alp Arslan’ın uyguladığı stratejiyi babasından öğrenmesi tarih açısından önemli bir vakıa. Büyük bir komutan olarak Çağrı Bey’in babalığını ve Malazgirt Fatihi Alp Arslan’ın evlatlığını nasıl görüyorsunuz?

SELÇUKLU FETİHLERİNİN BABASI, TÜRK EFSANESİ SULTAN ALP ARSLAN: Cend’den Mâverâünnehir’e, Hârizm’den Horasan’a, İran’dan Anadolu’ya hâkimiyetlerini doğu ile batı arasında birleştirmiş ilk devlet… Bu coğrafyada bizleri kalıcı kılan fikirlerin kaynağı, Anadolu’nun Türkleşmesinden cumhuriyetimizin kuruluşuna kadar gelen yolun başı: Selçuklular… Sadece 9 yıl tahtta kalmasına rağmen Türk tarihinde adı en fazla geçen hükümdarlardan biri olan Alp Arslan, babası Çağrı, amcası Tuğrul Bey ve ardıllarıyla Anadolu’nun Müslümanlaşmasını sağladı. Özgür bir hükümdar olarak Fırat’ın batısına ilk defa geçmeyi başaran, 1071’de Malazgirt’te destan yazan, Türk tarihinin efsanesi Sultan Alp Arslan… Sultan Alp Arslan üzerine hem akademik ihtiyaçları karşılayacak hem de akıcı üslubuyla tarih severlerin merakını giderecek bu çalışmayla, geri planda kalmış Selçuklu tarihi ile Sultan Alp Arslan yeniden gün yüzüne çıkıyor.

Cevaplanması gereken çok güzel bir soru. Selçuklular’a dair akla gelebilecek her soruya çok açık ve net cevap vermek bazen mümkün olamıyor. Çünkü bu sorular, konuyla bağlantılı hususların açıklanmasını da gerektiriyor. Örneğin Büyük Selçuklular Devleti’nin kurucularından bana göre en önemlisi olan Çağrı Bey’in oğullarını ve dönemin şartlarını bilmeden anlaşılır bir şekilde anlatmak mümkün değil.

Bu küçük girişten sonra soruyu cevaplamaya çalışacak olursak; bildiğimiz kadarıyla Çağrı Bey’in altı oğlu var (Kavurd, Yâkûtî, Alp Arslan, Süleyman, İlyas ve Osman). Bunların en büyüğü Kavurd’dur. Diğer kardeşi Yâkûtî’nin zaman ve mekân açısından faaliyetlerine bakacak olursak Alp Arslan’dan büyük olması kuvvetle muhtemeldir. Alp Arslan ise Dandanakan Savaşı’ndan sonra Merv’de toplanan kurultayda iki ağabeyine verilen görevlere karşın babasının yanında kalmıştır. Nispeten küçük yaşta olmasının bu durumu zorunlu kıldığı düşünülebilir. Ama ilerleyen yıllarda yaşananlar Alp Arslan’ın ne kadar önemli bir asker ve devlet adamı olacağını kısa sürede gösterecektir.

Çağrı Bey de oğlunda var olan kabiliyeti kısa sürede görmüş olmalı ki, Alp Arslan henüz 13-14 yaşında iken Gazneliler’e karşı kazanmış olduğu büyük zaferden sonra ona kendi hâkimiyet bölgesini idare etme şansı vermiştir. Böylece Alp Arslan, askeri alandaki tecrübesine, idari tecrübe de ekleyebilmişti. Tabii ki, göz ardı edilmemesi gereken diğer bir konu da, Alp Arslan’ın babası gibi mükemmel bir komutan ve Nizâmülmülk gibi değerli bir devlet adamının yanında yetişmiş olmasıdır. Babasından iyi bir askeri eğitim almış olduğunu Malazgirt Savaşı’nda uygulamış olduğu taktik sayesinde öğrenebiliyoruz. Çünkü bu taktik, Çağrı Bey’in emriyle komutanları tarafından uygulanmıştı. Kısaca Alp Arslan, yetişmesine büyük katkı sağlayan değerli bir babaya sahiptir. Nitekim Çağrı Bey’in her ne kadar resmen ilan edilmese de Alp Arslan’ı Tuğrul Bey’den sonra Büyük Selçuklu tahtının en önemli varisi olarak yetiştirdiğini söylemek yanlış olmaz.

-Alp Arslan her şeyden önce bir Fatih olarak bilinir. Ortaçağ Hristiyan dünyasının en önemli dini merkezlerinden biri olan Ani’yi ele geçirmesi ile Ebu’l-Feth unvanını aldığını biliyoruz. Bunun önemini ve bundan bin yıl öncesindeki fetih ruhunu nasıl tanımlarsınız?

Sultan Alp Arslan’ın tahta çıktıktan sonra ilk seferini Kafkaslar’a yönelik gerçekleştirmesi, fetih ruhunu canlı tutmak için atılmış bir adım. Çünkü Kafkaslar’a yapılan sefer, bir sonraki adımın Anadolu olacağını gösteren bir işaret. Bununla birlikte bu harekâtı sadece Ani ile sınırlı tutarak değerlendirmek doğru olmaz. Ani çok önemli bir hedef, ancak bu sefer sadece Ani’ye yönelik olarak gerçekleştirilmiş değil. Yine de Ani’nin fethi, seferi taçlandıran en önemli gelişme. Çünkü Ani, bölgedeki şehirler içinde en önde geleni. Üçgen planlı şehir, iki taraftan derin uçurumlarla, diğer tarafı ise çok sağlam taş surlarla çevrili. Çok kalabalık bir nüfusa sahip. Doğu Hristiyanlarının en önemli dini merkezlerinden biri, hatta şehirde 1001 kilise bulunduğuna dair bilgiler var. Aynı zamanda Bizans’ın en önemli hudut şehri ve bölgedeki Bizans hazinesine ev sahipliği yapıyor. Bütün bunlardan dolayı daha önceleri hiçbir hükümdarın kuşatmaya bile cesaret edemediği bir şehir. Önceleri böyle bir tecrübe yaşamayan Ani halkı da Selçuklu askerlerini gördüğünde onları tüccar zannederek şaşkınlık ifade etmişler. Kısaca Ani, her alanda zirveyi yakalamış bir şehir. Burayı ilk defa olmak üzere kuşatma cesareti gösteren kişi ise Sultan Alp Arslan’dan başkası değil. Sultan Alp Arslan, Ani’nin ele geçirilmesini Selçuklu fethinden ziyade İslâm’ın bir zaferi olarak kabul etmiş. Bunun içindir ki, kuşatmayla ilgili bilgileri halifeye bildiriyor. Kısa süre sonra gelen fetih haberinin de Abbâsî Halifesi el-Kâim Biemrillah’ı çok mutlu ettiğini, bunun için de tören tertip ettirdiğini biliyoruz. En sonunda da Sultan Alp Arslan’a gönderdiği bir mektupla ona övgüleriyle birlikte Ebu’l-Feth (Fethin Babası) unvanını da vermişti. İslam adına herkesin mutlu olduğu bir gelişme. Seferin genel sonucu ise Kafkaslar’daki hâkimiyet sayesinde Anadolu’nun daha belirgin bir hedef haline getirilmiş olması. Bu amaca uygun olarak Anadolu seferleri için üs olarak kullanılan Azerbaycan, Kafkaslarda kazanılan güç ve hakimiyetle birlikte yerini daha batıdaki Ahlat’a bırakmıştır.

-Sultan Alp Arslan derken bir yandan gençliğinde başarılı bir meliklik tecrübesini haiz bir komutan, diğer yandan adına Mekke’de hutbe okunan, Mısır’a davet edilen ve yüzlerce yıl sonra bile Anadolu dendiği zaman adından muhakkak söz ettiren bir simadan bahsediyoruz. Sizce toplumumuz dönem ve şahsiyet bilgisine yeteri kadar sahip mi?

İlk olarak Sultan Alp Arslan’ın tanınırlığının büyük oranda sadece adından ibaret olduğunu üzülerek dile getirmek lazım. Daha net bir ifadeyle toplum olarak Alp Arslan’ı tanımıyoruz. Mesela pek çok insan Sultan Alp Arslan’ın nerede gömülmüş olduğunu bile bilmez. Bu soruyu sorduğunuzda da kafalarda hemen Anadolu’da bir yer adı canlanır. Belki ilk anda herkesin bilmesi gereken bir bilgi değildir bu. Bilinmiyor olması da kabul edilebilir bir şey. Ama asıl mesele, insanlara bu konudaki doğru bilgiyi, yani Türkmenistan’daki Merv şehrinde gömülü olduğunu söylediğinizde bunu algılayamaması ve mezarın orada ne işi var? diye soruyor olması. İşte burada sadece Sultan Alp Arslan’ın değil Büyük Selçuklular’ın da yeterince tanınmadığını görüyoruz. Çok karmaşık bir sorunla karşılaşıyoruz yani. Büyük Selçuklular ile ilgili olaylar yanında Alp Arslan, Çağrı Bey ve Tuğrul Bey tanınmıyor, bilinmiyor. Özellikle Sultan Alp Arslan hakkında belli konular etrafında dönülüp duruluyor. Bunlar da malum, Malazgirt ve Anadolu’nun kapılarını Türkler’e açması. Ama ilginç olan bu bilgilerle ilgili gerçekler yanlış yorumlanıyor. Zincirleme yanlış ve eksiklerle Alp Arslan figürü de sadece bir isim, en fazla da Anadolu’nun kapılarını Türklere açan hükümdardan ibaret kalıyor. Bu konuda toplumumuz suçlanabilir mi? Elbette hayır. En başından itibaren yanlışlar var. Neticede Türk Tarihi’ni doğrudan etkileyen, bugün bu coğrafyada yaşıyor olmamızın en önemli sebebi olan Büyük Selçuklular hakkında ders müfredatımızdaki bilgi, yarım sayfadan ibaret. Özellikle çocuk ve gençlerimize hitap edip ilgi uyandırabilecek, kaliteli yayınlar neredeyse yok. Ayrıca Selçuklular’ın görsel ve yazılı medyada yeterince yer aldığını söylemek mümkün değil. Türk toplumu kendisine sunulan ve manşet olan şeyleri takip ettiği için de Selçuklular haddinden fazla geri planda kalmış durumda. Yapılması gereken ilk şey, Türk toplumunun (öncelikle çocuk ve gençler başta olmak üzere), Selçuklular Tarihine yönlendirilmesi ve bu hususta bir bilinç oluşturulması. Bunlar yeterince yapılmadığı için Selçuklular hakkında dönem, olay ve şahsiyet bilgisine sahip olabilmek haliyle mümkün olamıyor.

beyaztarih.com

In : SÖYLEŞİ

Related Articles

Bir Cevap Yazın