Anarşi, Coğrafya, Modernite

John Clark ve Camille Martin’in, coğrafyacı Élisée Reclus’nün yazılarından yaptığı seçkiden oluşan “Anarşi, Coğrafya, Modernite” başlıklı eser; bugün sürmekte olan iklim krizlerini, küresel ısınmayı politik zeminden tanımlamayı öneren bir pozisyonun coğrafya literatüründeki mirasını işaret ediyor. (Yağız Alp Tangün  yagizalptangun@gmail.com)

 

Coğrafya bilgisi yeryüzünü hayal etmenin ve görebilmenin merakını gideren, yaşamın merkezinde insanın olmadığını hatırlatan ihtiyacı karşılamaktadır. Ana akım bir perspektifle çizilen dünya haritasının tektipçi, merkeziyetçi tavrını keşfetmek coğrafyaya dair alternatif tahayyül ile söz konusudur. İnsan doğanın merkezinde değildir ancak coğrafya bilgisi, insan yaşamı için farklı alanlardan motivasyonla üretilebilmektedir. Bilginin toplumsal üretiminin açıkça görülebileceği en somut alanlardan biri olan coğrafya için pek çok düşünür katkıda bulunmuştur, 19. yüzyıl için öne çıkan isimlerden birisi de Élisée Reclus’dür. 2005 yılından bu yana tüm dünyada artan bir ilgiyle Reclus eserlerinin çevrilmesi, akademik konferanslarda tartışılması, uluslararası etkinliklere taşınması kapsamında Reclus’nün coğrafya çalışmalarındaki siyasi boyutu kavrayan düşüncesine ve metinlerine yer veren bir eser ilk defa Türkçe’ye kazandırılmış oldu.anarsi

Yakın zamanda Can Yayınları tarafından yayımlanan “Anarşi, Coğrafya, Modernite” başlıklı eser John Clark ve Camille Martin’in, coğrafyacı Élisée Reclus’nün yazılarından yaptığı seçkiden oluşuyor. Kitap iki bölüme ayrılıyor, ilk bölüm daha çok Reclus’nün coğrafya tahayyülü ve bir anlamda onun siyaset felsefesine girişi kapsıyor. İkinci bölümde ise Reclus’nün seçilmiş yazıları yer alıyor, bu yazılar 1866-1905 yılları arasındaki yazılardan bir seçki olarak düzenlenmiş.

19. yüzyılın siyasal atmosferine bakıldığında etkin olduğu gözlenebilecek anarşist siyaset, Reclus’nün beslendiği siyasal kültürdür ancak Reclus’nün yaptığı araştırmalarla ve coğrafyaya olan yaklaşımıyla da anarşist teori/pratiğe katkıda bulunduğu ve eko-anarşizm temasını anarşist yazına kazandırdığı bu kitapta vurgulanmaktadır. İnsanın doğaya hükmettiği yanılsaması, insanlık tarihi boyunca birçok başarısız girişim ve yönetim pratiğine neden olmuştur. Kitabın girişinde yer verilen “İnsan, doğanın kendi bilincine varmasıdır” ifadesi Reclus’nün, “insan doğadan üstün bir güç değil aksine onun ayrılmaz bir parçasıdır ve bu bilinçle hareket etmesi gerekmektedir” yaklaşımını açıklamaktadır.

Reclus modern düşüncenin hemen hemen egemen olduğu bir çağda, ekolojik duyarlılığı baz alarak radikal siyaset üretilebileceğinin öngörüsüne sahipti, 1866 tarihli “Modern Toplumda Doğa Duygusu” başlıklı makalesinde ele aldıkları bugün hâlâ tanıdık:

“Ormanları kestiler, pınarların suyunu kuruttular ve ırmakları taşırdılar, çevreyi bozdular, kentleri pis kokulu bataklıklarla çevrelediler.”

Araştırmalarında doğa ve kültür arasındaki diyalektik ilişkiyi önemsiyor olması ve doğada mutlak bir denge konumu olmadığını belirtmesi Reclus’nün bilgiye yaklaşımını, metodolojisini kuran özellik olarak altı çizilmiş. İnsan toplumunu biçimlendiren pek çok doğal ve sosyal faktör arasındaki ilişkilere değinirken diyalektik ilkeyi esas aldığı ancak belirlenimcilikten kaçındığı ve Montesquieu’nün iklimler ve toplum ilşkisi üzerine yaptığı çalışma geleneğiyle karıştırılmaması ayrıca vurgulanmış.

Élisée Reclus’nün sunduğu perspektif, toplumsal bir sorun ve öncelikli ihtiyaç olarak insan ve doğa ilişkisinin nasıl kavranması gerektiğini pek de alışılmadık ama radikal bir konumdan sorguluyor. Bugün sürmekte olan iklim krizlerini, küresel ısınmayı politik zeminden tanımlamayı öneren bir pozisyonun coğrafya literatüründeki mirasını işaret ediyor.

Kaynak Site: YeniÇıkanlar

Leave A Response