Jack London daima

100 yıl önce, 40 yaşındayken öldüğünde geride 52 kitap bırakmıştı Jack London. Zor ve macerası bol bir hayat yaşadı okuru sarsan hikâyelere, romanlara imza attı. Ona olan ilgi hiç bitmedi. Türkiye’de sadece ‘Beyaz Diş’in 90’a yakın çevirisi var.  (LEVENT CİNEMRE)

İlk 10 yıl: Talihsiz başlangıç
Jack London, veya doğduğunda kendisine verilen isimle John Griffith, 12 Ocak 1876’da California’nın San Francisco şehrinde doğdu. Annesinin hamile kaldığını öğrenen babası onları terk etmiş, intihara kalkışan annesi gazetelere haber bile olmuştu. İstenmediği bir dünyaya gelen Jack London, eski bir köle olan siyahi sütannesi Virginia Prentiss’e verildi. Annesi doğumdan sekiz ay sonra, iki kızıyla dul kalmış John London’la evlendi. Aile, San Francisco Körfezi civarındaki kasabada çiftçilik yaparak geçinmeye çalışıyordu. London, hayatının en önemli arkadaşı kitaplarla bu yıllarda tanıştı.

İkinci 10 yıl: Maceracı Delikanlı
Jack London, 10 yaşındayken körfezi kıyısındaki Oakland kasabasına taşındılar. Orada Oakland Halk Kütüphanesi’ni keşfetti. Kitaba olan tutkusu artarak sürecekti.
Giderek fakirleşen ailesinin geçimine yardımcı olmak için okuldan önce ve sonra gazete dağıtmaktan barları süpürmeye, bovling salonunda lobut dizmekten fabrikada kavanozlara turşu doldurmaya kadar bir sürü işte çalıştı. Ömrü boyunca sürecek bir başka tutkusu olan denizle burada tanıştı. 14 yaşında sütannesinden aldığı 300 dolar borçla Razzle Dazzle adlı ilk yelkenli teknesinin sahibi oldu. Uzun tekne yolculuklarından onlarca hikâyesine malzeme çıkaracak, ‘Martin Eden’ dahil kitaplarının bir kısmını teknede yazacaktı.
Razzle Dazzle’ı aldıktan sonra okulu bıraktı, evden ayrılıp San Francisco Körfezi’nde maceralı bir hayata atıldı. Kaçak istiridye ve balık avcılığı yaptı, çocuk yaştadenizcilerin sert dünyasına girdi. John olan adını fazla yumuşak bularak Jack gibi keskin tınılı bir isme bu delikanlılık günlerinde çevirdi. ‘Deniz Kurdu’ romanının esin kaynağı, bu döneminde tanıştığı bir kaptandır.

17 yaşında fok avlayan bir gemiye tayfa yazılıp Pasifik’te yedi ay süren bir sefere çıktı. Döndükten sonra Japonya açıklarında yaşadıkları tayfunu anlattığı yazısıyla bir derginin yarışmasına katıldı ve birinci olarak 25 dolar ödül kazandı. Yayınlanan ilk yazısı budur.

Ertesi yıl, 1894’te, krizin vurduğu ABD’de binlerce işsizin Batı kıyısından başkent Washington’a doğru yaptıkları yürüyüşe katıldı. Bu gruptan ayrılıp kendi başına dolaşmaya başladı. Trenlerde kaçak yolculuk ediyor, acıktığı zaman dileniyor, kendisine yiyecek verenlere, yaşadığı maceralardan hikâyeler anlatıyordu. Sosyalist fikirlerle tanıştığı bu dönemi, serserilikten tutuklanıp bir ay hapis yatarak bitirdi. Bu yolcuğunu ‘Yol’ adlı kitabında anlatır.
Bu cezanın ardından avareliği bırakıp hayatını yazarak kazanmaya karar verdi. Oakland’a dönüp liseye başladı. Okuduğu okulda hademelik yapıyordu. Eğitimli bir çevreyle tanıştı ve bunu çok iyi değerlendirdi. Okul gazetesinde sekiz hikâyesi yayınlandı. Ancak birinci yılın sonunda okuldan ayrılıp kendi kendine çalışmaya başladı. Hem bilgi edinmek, hem de hikâyelerini yayınlanabilecek duruma getirmek için uyku saatleri dışındaki bütün vaktini okuyup yazmakla geçiriyor ancak yazdıklarını bir türlü yayınlatamıyordu. Ömrü boyunca sürdürdüğü günde bin kelime yazma alışkanlığını da bu sırada edindi. ‘Martin Eden’ romanını, bu döneminden esinlenerek yazacaktır.
Öte yandan artık bir sosyalist olarak görüyordu kendini. Yazıyor, konuşuyor, ezilenlerden ve ezenlerden bahsediyordu. Kısa zamanda ‘genç sosyalist’ olarak ün yaptı.

Üçüncü 10 yıl: Klondike’ta bulduğu hazine
Kanada’daki Klondike Nehri’nde zengin bir altın damarı keşfedildiğinin duyulması büyük bir heyecan dalgasına yol açmıştı. 1897 yılında yola çıkan on binlerce kişi arasında Jack London da vardı. Altın bulamadı ama ertesi yaz Oakland’a, çok daha değerli bir hazineyle döndü: Kendi yaşadığı, tanık olduğu veya duyduğu birçok insan ve hayvan öyküsü… Yazarwlığını geliştirmek için çok sıkı çalıştı. Sadece 1899’da 61 yeni öykü, fıkra, şiir, makale yazdı. Nitekim o yıl sattığı ‘Yoldaki Adama’ adlı hikâyesiyle şeytanın bacağını kırdı.
Bir yıl kaldığı Kuzey Toprakları hakkında, ‘Vahşetin Çağrısı’ ile ‘Beyaz Diş’ dahil üç roman ve 80’in üzerinde öykü yazdı. Müthiş gözlemlerini hayal gücüyle harmanlayıp okuru sarsan vurucu olay örgülerine dönüştürüyor ve bu sağlam kurguları coşku dolu, tempolu bir üslupla, kuvvetli cümlelerle anlatıyordu. 1900’de Klondike öykülerinden oluşan ilk kitabı ‘Kurdun Oğlu’ yayınlandığı gün evlendi. Giderek ünleniyordu ama asıl patlamasını 1903’te yayın hakkını 2 bin dolara sattığı ‘Vahşetin Çağrısı’yla yaptı.
1905’te iki kızının annesinden ayrılıp ‘ruh eşim’ dediği Charmian Kittredge ile evlendi. Charmian, ömrü boyunca hem hayattaki maceralarına eşlik edecek, hem de yazdıklarını daktiloya çekerek öyküleri ve romanları konusunda fikir vererek edebiyat yolculuğunda yanında olacaktı.

Dördüncü 10 yıl: Şöhretli yazar
1906’da yayınlanan ‘Beyaz Diş’, şöhretini iyice pekiştirdi. Amerika’nın en ünlü yazarlarındandı artık. Eserleri filme çekiliyor, başka dillere çevriliyordu. Roman, öykü, tiyatro, şiir, makale; sürekli yazıyor ve yazdıklarından iyi kazanıyordu. Romanları ve hikâyeleri çok satıyor, baskı üstüne baskı yapıyordu: ‘Martin Eden’, ‘Demir Ökçe’, ‘Ademden Önce’, ‘Ay Vadisi’, ‘Güney Denizi Hikâyeleri’, ‘Uçurum İnsanları’, ‘Deniz Kurdu’…
1907’de kendi tasarladığı Snark adlı teknesiyle yedi yıl sürmesini planladığı dünya seyahatine çıktı ama Güney Denizleri’nin tropik havası ona iyi gelmeyince yedinci ayda, yazacak birçok hikâye konusuyla birlikte evine döndü.
Yeni tutkusu çiftçilikti. San Francisco’nun iç kesimlerindeki Sonoma Dağı’nın bir yamacını satın alarak 5 kilometrekarelik devasa bir arazi sahibi olmuştu. Çiftçilik yapıyor, hayvan yetiştiriyor, kendisine büyük paralar kaybettiren deneysel çiftçilik uygulamalarına girişiyordu. Bir yandan da gündemindeki bu konuyu taşıyordu romanlarına: ‘Ay Vadisi’, ‘Büyük Evin Küçük Hanımı’ bu dönemin ürünleridir. Çiftliğinde yaşıyor, çocukluğundan beri hayalini kurduğu bir malikane yaptırıyordu. Ancak inşaat bittiği anda çıkan yangın, sadece evini değil, kendisini de yıktı. Bir daha toparlanamadı.
Hayatı boyunca bedenini hoyratça kullanıyordu. En kötüsü ‘John Barleycorn’da anlattığı gibi çok içiyordu. Bir süredir sağlığı kötüydü. Güçlü vücudu, tehlike işaretleri veriyordu. Böbrekleri tükenmek üzereydi. Eşinin ısrarıyla 1915 ve 1916’nın çoğunu dinlenerek geçirdi. Ama yetmedi. 22 Kasım 1916’da hayatını kaybetti.

‘BEYAZ DİŞ’İN 90’A YAKIN FARKLI ÇEVİRİSİ VAR
1933 yılında çıkan ilk Türkçe çevirisinden itibaren okur hiç Jack London’sız kalmadı. Online kitap satış sitelerinde yapılacak küçük bir araştırma, farklı yayınevlerinden farklı format ve boyutlarda halen piyasada 300’ün üzerinde Jack London çevirisi bulunduğunu gösteriyor. En sevilen kitaplarından ‘Beyaz Diş’in 90’a, ‘Vahşetin Çağrısı’nın 30’a, ‘Martin Eden’inse 20’ye yakın farklı çevirisi piyasada. Çünkü okur Jack London talep ediyor, alıyor ve okuyor. Yani bireyin, doğanın ve toplumun büyük güçlerine karşı verdiği mücadeleden ibaret olan Jack London külliyatı, zamana karşı verdiği mücadeleden galip çıkmış, okurun zihninde, kalbinde ve kütüphanesinde yerini almış vaziyette. Bize verdiği onca kahramanla beraber nice asırlara…

Kaynak Site: RadikalKitap

Bir Cevap Yazın