Dostoyevski kitabı kök söktürdü bana

Dünyada yazılmış en iyi Dostoyevski biyografisi olarak bilinen Joseph Frank’ın ‘Dostoyevski/Çağının Bir Yazarı’ nihayet Türkçede. 1000 sayfalık dev çalışmanın diğer Dostoyevski biyografilerinden farkı ne? Çevirmeni ÜLKER İNCE yazdı.

fft1_mf28742

Dostoyevski biyografisinden ne öğreniyoruz?
İçimden önce ‘Ne saçma soru’ diye geçirdim. Ama siz bu soruyla sanki başka bir şey söylemek istediniz. Sanki, “Dostoyevski’nin hayatının ayrıntılarını bugüne kadar çeşitli kaynaklardan öğrendik. Biraz daha fazla ayrıntı öğrenelim diye mi bu biyografiyi okuyacağız? Yoksa ancak bu kitap sayesinde öğreneceğimiz bir ‘sır’ var mı?” demek istiyormuşsunuz gibi geldi bana. Bu bakımından sorduğunuz soruyu çok ilginç ve zekice buldum.
Bir biyografiden ne öğrenilir? Bir kişinin kişisel tarihini, nasıl bir aile çevresinde yetiştiğini, nasıl bir eğitim aldığını, yakın arkadaşlarının kimler olduğunu, onlardan nasıl etkilendiğini, duygu, düşünce, ruh ve inanç dünyasının oluşmasına nelerin katkısının bulunduğunu, korku ve kaygılarını… Ama hiç kimsenin hayatı tek kişinin kişisel hayatıyla sınırlı değildir elbette. O tek kişinin hayatının içine yaşadığı dönemin tarihsel, siyasal ve toplumsal olayları da girer. Kuşkusuz biyografisini okuduğumuz kişi bir edebiyat yazarıysa ve hele Dostoyevski gibi karmaşık bir yazarsa o biyografiden bize yapıtlarının karmaşasını çözmemize yardımcı olacak birtakım ipuçları sunmasını da bekleriz.

Belki dinsel inancı güçlü olan insanların böyle bir dertleri yoktur. Ne bileyim? Kafalarını kurt gibi kemiren bir soru yoktur belki kafalarında. Kendilerinden emindirler, hayatlarının anlamından emindirler, yaşar giderler belki, hiç sorularla uğraşmadan. Ama din inancı güçlü olanların hepsi de aynı olmuyor ki. Dostoyevski’nin, sözgelimi, dinsel inancı güçlü. Ama bu kadar inançlı biriyken, Tanrı’nın dünyasını, işlerini, dünyada kötülüğün ve acının varlığını nasıl çılgınca bir sorgulayış o? Hele çocuklara acı çektirilmesini…

Joseph Frank bize Dostoyevski gibi karmaşık bir yazarın roman kahramanlarının içinden çıkamadıkları sorunları anlayabilmemiz için gerekli ipuçlarını vermiyor değil. Kendi deyişiyle, o karmaşık roman kahramanlarının eylemlerinin gerisinde yatan ideolojik güdülemeleri bilmeden o kahramanları anlayamayacağımızı düşündüğü için, Dostoyevski’nin kişisel hayat öyküsünden çok, çağının başlıca toplumsal, siyasal ve kültürel sorunları üzerinde durmuş, ‘yaşadığı çağda egemen olan çeşitli düşünceler arasındaki çatışmaya’ ağırlık vermiş. Kısacası ‘Dostoyevski’nin yazdığı şeyleri toplumsal, politik ve ideolojik bağlamı içine yerleştirme’yi amaçladığını söylüyor. Bu işi başarmış da. Yalnızca Dostoyevski’nin kişisel hayat öyküsünü öğrenmekle kalmıyor, Rusya’nın düşünce tarihinin en çalkantılı bölümünün öyküsünü, bütün ateşli tartışmaları ve canlılığıyla öğreniyorsunuz.
Yalnız bunlar yok elbette biyografide. Hangi kitabını, hangi koşullarda, ne gibi yönlendirmelerin etkisi altında yazdığını da öğreniyoruz, hatta neye kızıp da yazdığını. Öfkesiyle tanınan bir yazar Dostoyevski. Anarşistlere, Batıcılara, ateistlere, nihilistlere, bazen radikallere, halkçılara, terörizmi bir savaş silahı olarak benimseyenlere, Avrupa’ya, Avrupa’nın bilim ve teknoloji hayranlığına, akılcılık tapıncına kızıyor, kölecilere, zorbalara, başka insanların onuruyla oynayanlara, köylüleri koyun sürüsü gibi görenlere deli oluyor… Bazı yazarlara öfkeleniyor, bazılarına hayran, bazılarını kıskanıyor, ‘Savaş ve Barış’la romanı ulaşılması zor bir düzeye taşıyan Tolstoy’la gizli gizli yarışıyor.

Dünyaca tanınan bir Dostoyevski uzmanının kaleminden çıkmış bir biyografi bu. Joseph Frank, Dostoyevski uzmanı olmayacak da kim olacak? Dostoyevski’nin hayatını ve yapıtlarını konu alan beş cilt kitap yazmış ve yayımlamış. Toplamı 2400 sayfa. Bir öneri üzerine bu beş cildi kısaltıp sıkıştırarak birleştirmiş, bir tek ciltte toplamış. O tek cilt de 1000 sayfa ediyor. Dünyada yazılmış en iyi Dostoyevski biyografisi olarak biliniyor, Rusçada bile bu kadar iyisi yazılmamış. En azından küçücük parçaları birleştirerek Dostoyevski’nin hayat öyküsünü yeniden inşa ederken J. Frank’ın inandırıcılığını koruduğun tanık oluyorsunuz, hiçbir şeyi uydurmadığı izlenimini ediniyorsunuz. Bu çok önemli. Boş dolgular, uydurma eklentiler yok gibi, J. Frank, Dostoyevski’nin hayat öyküsüyle ilgili ne söylüyorsa hepsini bir belgeye dayandırıyor çünkü, bazen kişisel bir mektuba, bazen bir günlüğe, bir kitaba, tarihe, bazen de gazetelere yansımış bir olaya başvuruyor. Sözün kısası hem sanki hep Dostoyevski’nin yanındaymış gibi yazıyor (pek çok biyografide okuru rahatsız etmesi gerektiğini düşündüğüm bir şeydir bu) hem de her söylediğini belgeliyor ama usulca, pek çaktırmadan…

Dostoyevski’nin Dostoyevski olmasının sırrını da buluyoruz bu kitapta. Biliyorsunuz ‘Karamazov Kardeşler’, Dostoyevski’nin son romanı. Belki bir daha ‘böyle büyük bir şey’ yayımlayamam düşüncesiyle çoktandır kafasında gezdirdiği netameli bir izleği konu almış, “teodise sorunu[nu] -yani sevgi Tanrısı tarafından yaratılmış bir dünyada kötülüğün ve acının varlığı” sorununu. ‘Karamazov Kardeşler’in 5. kitabında ‘yüzük taşı’na benzetilen iki sahne vardır, ‘şeylerin düzenine inancını kaybeden’  İvan’ın Tanrı’ya amansız suçlamalar yönelttiği sahneyle, Büyük Engizisyoncu söylencesi sahnesidir bunlar. Dostoyevski Tanrı’ya o suçlamaları yöneltenin kendisi olmadığını, İvan olduğunu bir yerde özellikle belirtme gereğini duyar ama “İvan’ın Tanrı’ya yönelttiği kızgın demir gibi dağlayıcı suçlamalar yoluyla çeşitli kaynaklardan biriktirdiği haksızlıkları bir bir ortaya döker.” Daha sonraki bölümlerde İvan’ın bütün savlarını çürütecektir. Editöre böyle bir açıklama mektubu gönderir, çünkü editörün okurlardan gelecek tepkilerden çekinerek o bölümü belki de yayımlamak istemeyeceğinden korkmuştur. O açıklama üzerine editör de o bölümü yayınlar ve ona, haydi bakalım bu savları çürütmeni sabırsızlıkla bekliyorum, anlamında bir yanıt yazar. Dostoyevski’nin planı Zosima’nın ölüm döşeğindeki konuşmasıyla İvan’ın bütün savlarını çürütmektir. Öyle de yapar ya da yaptığını sanır ama editör hayal kırıklığına uğramıştır, suçlamanın yanında savunma solda sıfır kalır, İvan’ın o etkili monoloğunun yanında savunma çok etkisizdir (o günkü ve daha sonraki Dostoyevski okurları da genelde böyle düşünür).
Dostoyevski insanların bir çıkmazına parmak basmak için İvan’ı yaratmıştır. İvan Tanrı’yı ve Tanrı’nın dünyasını akıl yoluyla anlamaya çalışır o yüzden işin içinden çıkamaz, onun çıkmazı budur.  Oysa Dostoyevski’ye göre Tanrı yalnızca akılla anlaşılamaz.

J. Frank, böyle bir yazar görülmemiştir, anlamında bir şey söylüyor. Kendi duygu ve düşünceleriyle çelişen şeyler yazan bir yazar. Romanlarında kahramanlarını özgür bıraktığı, kukla olarak kullanmadığı gibi, yazarken kendi duygu ve düşüncelerine, inançlarına, bakış açısına da tutsak olmayı reddeden bir yazar, günlük hayatta kim olursa, ne düşünürse, neye inanırsa inansın yazarken sonuna kadar özgür ve bağımsız olmayı başaran bir yazar. Ben kendi adıma bu biyografi sayesinde Dostoyevski’nin günlük hayatta duygu ve düşünceleriyle, insan ilişkileriyle nasıl biri olursa olsun, yazarken kendisine ‘yazarlık namusu’ dışında yol göstericilik yapan hiçbir şeyin bulunmadığını öğrendim. Onun büyüklüğünün ve ölümsüzlüğün sırlarından biri bu olabilir gibi geliyor bana.
Çeviri yuvarlak hesap iki yılımı aldı. Dilinin zorluğuyla, çeşitli dünya dillerinde yazar, kitap, kişi adlarıyla, kullanılan Hıristiyanlık kavramlarıyla kitap bana kök söktürdü desem yeridir.

Dostoyevski: Çağının Bir Yazarı, Joseph Frank, Çeviri: Ülker İnce, Everest Yayınları

Dostoyevski: Çağının Bir Yazarı, Joseph Frank, Çeviri: Ülker İnce, Everest Yayınları

DOSTOYEVSKİ/
ÇAĞININ BİR YAZARI
Joseph Frank
Hazırlayan: Cem Alpan
Çeviren: Ülker İnce
Everest Yayınları, 2016
997 sayfa, 60 TL.

Kaynak Site: RadikalKitap

Sosyal medyada paylaşın

In : HABER

Related Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)