Zamanın Gözleri / Turan Koç

k_939zamanin-gozleri

Zamanın Gözleri / Turan Koç

“Her tür ve düzeyden sanat, bilim ve düşünce eserleri nihaî anlamda bir dünya görüşünün ifadesidir. Sanattan siyasete, mimariden metafiziğe, ticaretten teolojiye, edebiyattan eğitime; kısaca, her alanda ortaya konmuş, belli bir dünya görüşünün tezahürü olan çiçekleniş ya da başarılar da ‘medeniyet’ denen olguyu dile getirir. Dünya görüşünü, bir toplum ya da ferdin bütün bilgi ve bakış açısını kuşatan köklü bir vukuf durumunun, istikamet tutuş ve duruşunun ifadesi olarak tanımlayabiliriz. Derin düşünsel kavrayışla birlikte kural koyucu ve temel teşkil eden varoluşsal tasavvurlar ya da konular, değerler, duygular ve ahlâkî telakkiler bu dünya görüşü içinde ayrılmaz bir bütün oluşturur. Ve ‘medeniyet’ denen olgu da, geniş anlamda, bu bütünün tarihsel süreçte, dönem ve bölge şartları üzerinden kendisini izhar etmesi ya da gerçekleştirmesidir.”
Prof. Dr. Turan Koç’un bu kitabı çeşitli vesilelerle kaleme alınmış yazılardan oluşan bir derlemedir. Koç’un Zamanın Gözleri başlığı altında topladığı bu metinler, kendisinin kitabın altbaşlığında da belirtildiği üzere sanat-dil-hakikat merkezli görüş ve düşüncelerini içermektedir. Konuya ilişkin eserlerin azlığı dikkate alınınca, kitabın önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor…

Şair ve Yazar Turan Koç son eseri “Zamanın Gözleri”nde estetik, anlam, medeniyet, din kavramlarına sanat ve kimlik üzerinden açıklama getiriyor. Özellikle İslâm sanatına getirdiği tanım ve yeni bakış açıları, günümüz Müslümanında yeni fikir kapıları açacaktır.

AHMET EDİP BAŞARAN

Çok bilinen bir deyişle başlayalım: İnsanlar yaşadıkları zamanların çocuğudurlar. En çok da yaşadıkları çağa benzerler. Sanat söz konusu olduğunda da bu kadim gerçeklikle yüzleşiriz. Hayattaki ritmin, ahengin, uyumun bozulduğu modern çağda şiirdeki ölçü birimlerinin hükmünü yitirmesi de doğrudan veya dolaylı, bununla ilgili değil mi? Picasso’nun resimlerindeki insan siluetleri ne kadar karmaşık ve çok katmanlıdır? Çünkü hız çağında görülebilen dünya böyle bir dünyadır. Şu bir gerçek; Sanat, özelde dünyaya dair tasavvurlarımızın ve tahayyülâtımızın özünü teşkil eder. Hayal ve fikir birbirinin mütemmim cüzüdür. Salt fikre ya da salt hayale dayalı sanat eserleri kendi bütünlüğü içinde nereden bakarsak bakalım eksik bir yorumlama ameliyesinin eşiğinde konaklar. Sanat bir yorumlama olduğu kadar bir “görme/görebilme” eylemidir. İşte bu yorumun ve görme/görebilme eyleminin dayandığı, kendine kerteriz aldığı ana ilkeler ve istinat noktaları var. Zaten bir sanat eserine bir “kimlik” ve bir “şahsiyet” kazandıran ana âmil bu ilkelerde mündemiç değil midir? Kimliksiz bir sanat, kimliksiz bir düşünme ameliyesi bir yerde nefessiz kalır, tıkanır.

Turan Koç’un Zamanın Gözleri isimli mühim çalışması tam da bu sanat ve kimlik meselesine dair oldukça sağlam bir gözlemin, kuşatıcı ve kapsayıcı tahlillerin yapıldığı bir eser. İslâm, sanat ve estetik kavramları merkezinde dolaşan, bu meselelerin enikonu değerlendirmesini yapan Koç, özellikle gelenek ile modern arasındaki tenakuzlar üzerinden, olan ve olması gereken sanat algılarından bahsediyor. Bu konuda daha önce yazdığı İslâm Estetiği isimli çalışmasını da burada zikretmekte fayda var. Kitap için yazdığı önsözde Koç; “Her tür ve düzeyden sanat, bilim ve düşünce eserleri nihaî anlamda bir dünya görüşünün ifadesidir.” (s.7) diyor. Dünya görüşü, insanın âleme ve hayata dair tasavvur ve gözlemlerinin istinat noktası. İnanç yani İslâm, bu istinat noktasının ta kendisidir. Haliyle bu nokta-i nazardan baktığımız için İslâm’ın bize sunduğu imkânlar içinde elde ettiğimiz sanat algısı İslâm sanatı başlığı altında incelenmeyi hak ediyor. Bu bağlamda Turan Koç’un belirttiği gibi “İslâm sanat eserleri asıl anlam ve önemini İslâm medeniyetinin ‘bir’ dili olmasında bulur.” (s.8) Çünkü bu eserlerin ortaya çıkmasında etkili olan şey, her şeyden önce, İslâm’ın varlık, bilgi ve hakikat telakkisidir. (s.8) Bu telakkiden yola çıkan sanat, İslâm sanatı olarak tesmiye edilir ve İslâm sanatı İslâm’ın dünya görüşünün dilidir.

ESTETİK TELAKKİ VE MESAJIN RUHU

Turan Koç’un şu saptaması oldukça önemli: İslâm’ın sancağı altında teşekkül eden sanat hakikatin dili olmaya büyük önem vermiş ve hiçbir zaman din karşısında bağımsız bir statü elde etme çabası içinde olmamıştır. (s.10) Böylesi kof bir statü arayışı içinde olmadığı için, İslâm sanatı aşırı bir sembolizme kapılarak fâni olanı bâki olana tercih etme gibi bir tehlikeye düşmemiştir. Bütün sanat ürünleri de tıpkı insan gibi fânidir. Kullandığı eşyalardan mezar taşlarına kadar dokunduğu ve gördüğü her şeye estetiğin ruhuyla muamelede bulunan bir hissiyatın, bu anlamda elbette bir mesaj kaygısıyla hareket ettiğini söyleyebiliriz. Güzellik, fayda ve işlev, bu bağlamda İslâm estetiğinin temel anlayışını temsil eder. Bu hakikat diskurundan yola çıkarak, Turan Koç, “bugün anladığımız anlamda salt estetik kaygı, bu sanatın asla tek kaygısı olmamıştır.” (s.12) diyor. Bir mesaj vardır ve bu mesajın ruhunu, estetik telakki anlayışını, âlem ve insan tasavvurumuzu tamamıyla İslâm inancı şekillendirmiştir/şekillendirmelidir. Olması gereken de budur. Çünkü sanat, bir dünya görüşünün estetik düzlemde dile gelişi ise, bu dünyaya dair, hatta sadece bu dünyaya değil ahirete dair tasavvurlarımız ve tahayyülâtımız da İslâm’ın sahih kaynağından beslenmelidir.

BİR ESERİN HATIRLATTIKLARI

İslâm sanatı nedir? “İslâm sanatı bütün tezahür şekilleriyle İslâm’ın varlık tasavvuru, değer telakkisi ve hayatı algılayış ve anlamlandırış tarzını yansıtır.” (s.15) Bir sanat eserine baktığımızda o eserin bize vâzettiği, hatırlattığı bir kimlik ve aidiyet duygusu biraz da bu hakikatle doğrudan ilişkili değil midir? Geleneksel İslâm sanatının bize öğrettiği ilk ders budur. İspanya’da, Endonezya’da, Türkiye’de, Mısır’da, Orta Asya’da birbirinden çok uzak ülkeleri aynı sanatsal üslupta birleştiren yegâne ruh, bu sanatsal verimlerin İslâm dairesi içinde oluşmuş olmasında aranmalıdır. Üslupta küçük bazı değişiklikler olsa da sonuçta aynı kültür ve medeniyet kodlarına sahip olmak bu uzak coğrafyaları aynı bütünlük duygusu etrafında bir ve aynı kılar. Üstelik kendi renklerini ve dokularını da muhafaza ederek. Derinlikli olarak bakıldığında bu ortak kültür havzaları birbirini yansıyan güzellik aynaları mesabesindedir. Bu aynalar doğrudan doğruya İslâm’ın hakikat telakkisinden beslendiği için de elbette paslanmaz.
Turan Koç, başta resim olmak üzere görselliğin başat bir unsur olduğu sanat dallarının niçin tercih edilmediği meselesini irdelerken İslâm sanatındaki tevhid ve tenzih fikri üzerinde duruyor. Birlik ve benzemezlik anlayışı İslâm sanatında ilâhi olanın ifade edilemezliğinin veciz bir şekilde ifade edilmesidir aslında. Bu bağlamda İslâm sanatının temsilî ve tebliğ edici bir anlamı vardır. Sanat ürününü merkeze alan, nerdeyse ürünü fetişleştiren genel algıya karşılık İslâm sanatında aşkın bir boyut öne çıkar. Yani asıl anlatılan şey/ruh/cevher o eserin dışında yani her yerdedir. Sanat eseri bir aracıdır sadece. Güzele ve güzelliğe giden yolda olsa olsa sahih bir uyarıcı ve hatırlatıcıdır. İslâm sanatındaki bu ilâhî, aşkın boyutu Turan Koç şu karşılaştırma üzerinden çok iyi özetler: “Batı sanatı ağırlıklı olarak insanı merkeze aldığı halde İslâm sanatı merkeze ilâhi olanı yerleştirir.” (s.29)

DERİN GRAMER

Turan Koç, İslâm sanatının geleneksel çizgisinden, temel niteliklerinden sonra günümüz dünyasında Müslüman bir sanatçının yaşadığı tenakuzlar ve çelişkiler üzerinde duruyor. Modern çağda İslâm sanatındaki estetik yüzeyselleşme, zedelenen idrak anlayışımızla doğrudan ilişkilidir. Yazı ve alfabenin değişmesi bu noktada makul bir sebep – sonuç zinciri üretmemektedir. Koç’a göre “Yazı ve alfabenin değişmediği İslâm ülkelerindeki tıkanıklık ve tutukluğun sebebi bu idrak tutukluğuyla ilgili gibi görünmektedir.” (s.88) Çünkü idrak tasavvur ve tahayyülâtın beslenme kaynağıdır. İdrak kuruyunca o idrakin merceğinden baktığımız sanatın gözü bir başka ifadeyle zamanın gözü bünyesinde bazı zaaflar taşıyacaktır. Hakikati kerteriz alan o aşkın dil kaybedilince varlığa ve varoluşa dair tasavvurlarımız da kadükleşecektir, doğal olarak. Turan Koç’a göre “Burada önemli olan, medeniyetimizin hakikat idrakini ve kendini gerçekleştiriş sürecinde işbaşında olan o derin grameri yakalamaktır.” (s.91)
İslâm estetiğinin kendini yenileyerek devam etmesi için, kendini bu estetiğin varisi olarak gören yazar, düşünür ve sanatçıların kültürel yabancılaşmadan kurtularak, medeniyetimizin hakikat idrakini yansıtacak bir dili yakalamaları gerekmektedir. Sezai Karakoç’un da belirttiği gibi “Medeniyet olmaksızın, inançlar ve düşünceler askıda kalır, havada erir, kaybolur.” Bir dil inşâ etmeden, inşâ edilmiş bir dili ihyâ etmeden bir medeniyet birikiminin gelecek nesillere aktarımı pek de mümkün değildir. Derin gramer, hakikat telakkimizle estetik tasavvurlarımızın o harikulade imtizacı içinde oluşmuş bir gramerdir. Zamanın Gözleri kitabı biraz da bu gramerin izini sürüyor.

Leave A Response