90 yaşındaki genç dostumuz Berger

Ay başında 90 yaşını kutlayan çağımızın vicdanı, her türden sürgün ve göçmenlerin sözcüsü Berger’ın ‘bütün şiirleri’, ‘Gökyüzü Mavi Siyah’, Cevat Çapan’ın çevirisiyle Türkçede…

 

Son bir yılım John Berger’la geçti dersem, hiç abartmış olmam. Bir sergi hazırlığı sırasında ‘Kıymetini Bil Her şeyin’ başlığı altında topladığı ‘Hayata Tutunma ve Direnişe Dair Notlar’ını yeniden ele aldım, bir daha da bırakamadım… Her adımda bana eşlik etti, rehberlik etti.
Hem yeni bir keşif, hem eski, kadim bir dostla buluşmak gibi John Berger’la yolculuk.
Örneğin ilk ‘tanışma’ anımıza döndüm ben; 1975’te yayımlanan, 1978’de Türkçeye çevrilen ‘Yedinci Adam’a. Bilinmedik, yepyeni binbir hikâye çıktı bizim ‘Alamancılar’ın da yer aldığı göçmen işçilerle ilgili bu ilk belgesel-inceleme-yorum kitabından. O, hemen arefesindeki çok ödüllü-çok tartışmalı, roman türüne yepyeni açılımlar getiren ‘G.’ye götürdü bizi.
‘G.’nin yayımlandığı 1972, tam bir ‘Berger Yılı’dır: Edebiyat dünyasında tartışmaların odağına oturmadan önce BBC’de hazırlayıp sunduğu ‘Görme Biçimleri’ belgeseliyle sanat algısı ve eleştirisini, sanat tarihini köklü biçimde etkilemiştir. Onun açtığı çığır ‘görsel kültür’ü üniversitelerde, sanat dünyasında başlıbaşına bir disiplin – inceleme alanı olarak ortaya çıkartacaktır.
‘Görme Biçimleri’yle kültürün aldığı yeni boyutu, ‘Yedinci Adam’la ‘yeni-sömürgecilik’ olarak adlandırdığı göçmen işçiliği yetkin biçimde çözümleyip gündeme taşıyan Berger, hemen ardından bunların uzantısında biçimlenen yeni bir gerçekliğe yönelecektir: Ekonomik-siyasal-eğitsel vb. zorunluluklarla kente göç sonucunda bir ‘insan türü’ olarak soyu tükenme sürecine giren köylülük. ‘Köylülüğün Odysseia’sı’ olarak nitelenen ‘Onların Emeklerine’ adadığı ‘Avrupa Üçlemesi’ni 1975-1990 döneminde kaleme alacaktır: ‘Domuz Toprak’, ‘Bir Zamanlar Europa’da’, ‘Leylak ve Bayrak’.
Bu arada kendisi de ‘köylülüğü’ seçmiş 1962’de Londra’yı terk ederek Fransa-Belçika sınırında bir dağ köyüne yerleşmiştir. Hoş, kuzey Londra’da işçi ve göçmen mahallesinde başlayan çocukluğundan, İkinci Dünya Savaşı’nda onbaşılığı sırasında cephedeki askerlerin mektuplarını yazmaktan gelen başkalarının hikâyelerini dinleme ve anlatma deneyimini, ‘Avrupa Üçlemesi’nde köylüler arasında yaşayarak yinelemektedir.
Meslek yaşamına ressam, eğitmen, eleştirmen olarak başlasa da John Berger, kendisini hep ‘hikâye anlatıcısı’ olarak tanımlayacaktır. Yayımlanan ilk kitabı ‘Zamanımızın Bir Ressamı’ bir anlatıdır. İkinci Dünya Savaşı öncesi Londra’ya sığınan devrimci ressam Janos Lavin kimliğinde estetik, sanat, siyaset göç, kimlik meselelerini konu eder. Macar hükümeti, Berger’ın yarattığı ‘kurgusal’ karakter olan Lavin’in resimlerinin nerede olduğunu soracaktır yazardan!

‘Hikâye, bir kurtarma operasyonudur’
Hikâye anlatıcılığının tek bir formu yok. Ama temel bir niteliği var. Hikâye anlatmayı ‘sınırdan geçiş izni alan bir kaçakçı olmaya’ benzeten Berger için “bir hikâye, daima bir kurtarma operasyonudur.” O nedenle de olgu, durum, kişi, yapıt, yaşantı, konu ettiği her neyse onu anlama, yorumlama ya da eleştirmek için ‘yüz yüze’ ilişkiyi seçer. Deneme, eleştiri, öykü, roman, kuram, tüm yazdıklarına içkindir ‘hikâye anlatıcılığı’. Anlatmak için, önce anlamak, anlamlandırmak gerekir.
Dünyadaki ilk ‘anlatıcılar’ ise şairlerdir. Kimi dilbilimcilere göre dil, şiirle birlikte doğmuştur. Şiir bir ifade biçimi, söz sanatı, edebiyat türü olmadan önce, dilin –ve anlamın- kendisidir.
Görsel disiplinle biçimlenen algı ve düşünce biçimini dille bütünleyen John Berger, bu yönüyle romandan öyküye, denemeye, her yazdığında ‘anlatı’ ve ‘anlatım’ın vazgeçilmez öğesi olarak şiire yer vermiştir.
Dizelerle hikâyeler kurar, anlatır; manzaralar, görüntüler çizer, senaryolar yazar, filmleştirir. ‘Yedinci Adam’, adını Attila Jozsef’ın ‘Yedinci’ şiirinden alır. İşkenceyi konu ettiği (Türkçe bir denemeler seçkisine de adını veren) ‘Şiirin Saati’ yazısını şu satırlarla noktalar: “(G)ünümüzde zenginlerin haksız yere elde ettikleri zenginliklerini korumak için yaptıkları korkunç canavarlıklara karşı dünyada en keskin biçimde karşı duran güç şiirdir. İşte bu yüzden fırınların saati aynı zamanda şiirin de saatidir.”
Yani? Ekmek kadar elzemdir şiir.
Ekmek kadar, onu yaratan emek kadar sıcak, yüce ve değerli, gereklidir şiir.
John Berger’ın tüm yaşamı, yapıtı, şiirleri gibi.
5 Kasım 2016’da 90 yaşını kutlayan çağımızın vicdanı, ezilen-dışlanan, her türden sürgün ve göçmenlerin gözü, dili, sözü, sözcüsü Berger’ın ‘bütün şiirleri’, ‘Gökyüzü Mavi Siyah’, Cevat Çapan’ın çevirisiyle Türkçede.

Gökyüzü Mavi Siyah

Gökyüzü mavi siyah
sığırcıklar kanatlarını açıyor
mektup yazmak için
tüneklerinden ayrılıp
dönüyorlar.
Batan gün
dişleri altın gibi parlatıyor.
Bir et parçası gibi
yığılmış kalmışım bu şehirde.

gokyuzuGÖKYÜZÜ MAVİ SİYAH
BÜTÜN ŞİİRLERİ
John Berger
Çeviren: Cevat Çapan
Ayrıntı Yayınları, 2016
208 sayfa, 15 TL.

Kaynak Site: RadikalKitap

Sosyal medyada paylaşın

Related Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)