II. Abdülhamid Batı’nın hakkından nasıl geldi?

Tarihçi yazar Şükrü Altın’a göre günümüzde Üçüncü Dünya Savaşı istihbarat örgütleri üzerinden yapılıyor. Sultan II. Abdülhamid’in kurduğu efsanevi Yıldız İshihbarat Teşkilatı’nın yakın dönem tarihimizde oynadığı rolü araştıran Altın, bu mühim Teşkilat hakkında ilk kez müstakil bir kitap hazırladı. Altın ile Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nın şifreleri üzerine konuştuk.

bedri-acar

Tarihçi Yazar Şükrü Altın, İstanbul’da yakalanan çarşaflı İngiliz ajanlarının resmine de kitabında yer verdi. ( Bedir Acar )

Yıldız İstihbarat Teşkilatı nasıl kuruldu?

“Bir ihtiyaçtan doğdu. Yıldız İstihbarat Teşkilatı” Cennet Mekân Sultan II. Abdülhamid döneminin gizli istihbarat örgütüdür. Tarihte bilinen bir başka adı da Yıldız Hafiye Teşkilatı’dır.

MAHSUSA İLE FARKI

Önce de Teşkilat-ı Mahsusa kitabını yazmıştınız. Yıldız İstihbarat Teşkilatı ile Teşkilat-ı Mahsusa hangi dönemleri kapsıyor?

Teşkilat-ı Mahsusa Padişah Sultan Reşad ve onun Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın döneminde faaliyet göstermiştir. Aslında bu gizli teşkilat daha önce Sultan Abdülhamid’i yıkmak için Batı’nın kurduğu bir oluşumdur. Abdülhamid devrildikten sonra resmiyet kazanmıştır. Yıldız İstihbarat Teşkilatı ise Sultan II. Abdülhamid tarafından kurulmuştur. Ab dülhamid’in başmabeyincisi Tahsin Paşa bu örgütün ajan sayısının 30 bini bulduğundan bahsetmektedir.

Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nın çalışmasından biraz bahsedebilir misiniz?

Tarihte hiçbir dönem Sultan II. Abdülhamid dönemi kadar tartışılmamıştır. İç ve dış düşmanlar tarafından jurnalcilik fitneleriyle istihbarat örgütü yıpratılmaya çalışılmasına rağmen, millî hislerle kurulmuş bu teşkilatın ajanları tarih sahnesinde düşmanı tepetaklak ederek devleti ayakta tutmayı başarmışlardı.Emperyalistlerin casuslarının, fırsatçılarının, kundakçılarının dolu olduğu bir dünyada II. Abdülhamid’in de bir istihbarat teşkilatı elbette olacaktı. Birçok paşa Serhafiye olarak da görev yaptı. Serhafiyeler ve hafiyelerden başka muazzam imparatorluğun en ücra köşelerindeki tekke imamları dahi bu örgüt içinde görev almışlardı. Aynı zamanda İslam aleminin halifesi olan Abdülhamid’in ulaşamadığı kıta da kalmamıştı.

Jurnaller padişaha nasıl ulaştırılıyordu?

Yıldız Sarayı’nda bir Şifre Dairesi oluşturulmuştu. Saraydaki Mabeyin Başkitâbet’inde bütün vilayet ve sefaretlerin resmî şifre anahtarları vardı. Bu anahtarlar daha önce Şifre Dairesi’nde hazırlanıp memleketin her köşesinde görev yapanlara gönderilmişti. Bu daireyi Sultan Abdülhamid bizzat kendisi kurdurmuştu. Çünkü İngiliz istihbarat ajanları telgraf dinlemelerine girebiliyordu. Telgraf telleriyle bağlı şehirlerarası hatlara, telgraf makinesiyle ara bağlantı kurup çekilen telgraf bilgileri çalınabiliyordu. Bu yüzden telgraflar şifreli çekilmeye başlandı. Şifre anahtarlarıyla ağzı mühürlü gönderilen her yazı doğrudan Sultan Abdülhamid’e sunuluyordu.

Batı tuzak kurdu

Yıldız teşkilatı en çok kimlerle mücadele etti?

Batı emperyalizmi ince kalın her damarından Osmanlı Devleti’ni zehirlemeye çalışıyordu. Bu gün Avrupa ve Amerika yine aynı tuzakları kurmuyorlar mı? Yine günümüzde olduğu gibi Avrupalılar o dönemde ajanlarını daha çok gazeteci ve aydınlar arasından seçmişlerdi. Çünkü onlar halkın borazanı gibi her istediklerini duyurabiliyorlardı. Batı’da kurgulanan bir tuzak İstanbul’da tatbik edilmeye çalışılıyordu. Adına da “demokrasi, özgürlük, hukuk” deniliyordu. Jön Türkleri ve İttihatçıları kullanan Batılı Siyonistler Hünkâr’ı tahttan indireceklerinden emindiler. Filistin’de bir devlet kurmanın yolu Abdülhamid’in devrilmesinden geçiyordu.

BAYRAĞA HAÇ YAPTIRDI

Sultan Abdülhamid’e baskıcı, istibdatçı demelerinin sebebi ne olabilir?

Aslında böyle bir şey yoktur. İngiliz sevdalısı Midhat Paşa Batı’nın Hıristiyan taklitçiliği üzerine hazırlanan Kanun-i Esasî çalışmalarının ilan edilmesiyle Batılı ajanlar İstanbul’u adeta işgal etmişlerdi. Darbeci geleneğin paşası Midhat Paşa’dan, yaptıkları rezaletlerden bahsetmeden olmaz.  Midhat Paşa, Dolmabahçe Sarayı’nın önündeki Camlı Köşk’ün karşısına yüzlerce genci toplayıp hep bir ağızdan, “Yaşasın Sultan Abdülhamid! Yaşasın Midhat Paşa!” diye bağırtılıyordu. Padişah buna çok bozulmuştu. İngiliz yanlısı Midhat Paşa yavaş yavaş tüm Hıristiyan âdetlerini getirmeye çalışıyordu. Gece içki âlemleri yapan Paşa’mız dine, millî örf ve geleneklere aykırı davranışlarını sürdürmekten vazgeçmedi. Midhat Paşa’nın yaptığına bakın. Türk Bayrağı’ndaki hilâlin önüne haç ilave edecek derecede millî şuur yoksunuydu. Bu ne büyük bir hainliktir? Türk Bayrağındaki yıldızı kaldırıp yerine Haç koydurmuştu. Bu bilgilerin doğruluğu kitabımızdaki kaynaklarda mevcuttur. Tarih tekerrür eder derler ya, gerçekten günümüzde Haçlı Siyonistlerin yaptıkları yine aynı.

Sultan II. Abdülhamid döneminde bir ara çarşaflı kadın kılığında ajanlar yakalanmıştı. Bunun üzerine Galata Köprüsü’nden geçen şüpheli çarşaflı kadınlar takip edilmişti. Bu sefer de Sultan Abdülhamid çarşaf giyilmesini yasaklıyor diye uyduruk haberler çıkarmışlardı.

 

Devrin FETÖ’sü de O’na iftira atmıştı

Şükrü Altın: Sultan Hamid’in hal’inde kullanılan utanç fetvasının altında imzası bulunan İttihatçıların Şeyhülislamı Ziyaüddin Efendi, fetvasında Sultan Hamid’e, ‘Dini kitapları yaktıran…’ diye iftira atıyor. Bu satırların ardında aslında kendi intikam hırsı vardı. Zira Ziyaüddin efendi, Sultan Hamid devrinde Şeyhülislam değil iken, yazdığı kitaplarla bugünkü FETÖ’cüler gibi dini tahrif ediyordu. Devrin ulemasından oluşan heyet bu kitapları, fitneye yol açmasın düşüncesiyle yaktırtmıştı. Sultan Abdülhamid devrinde yaktırılmış başka dini kitap da yoktur. Yani Sultan Hamid, devrinin paralel dincilerine meydan vermemişti.

Kaynak Site: Star

Sosyal medyada paylaşın

In : HABER

Related Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)