Felsefenin farkında olsaydık…

‘Çıtır Çıtır Felsefe’ dizisi ile dünyanın her yerinden milyonlarca çocuğun merak duygusuna kulak veren Fransız yazar Brigitte Labbé bu hafta Kitap Fuarı’nda… Sorularımızı yanıtlayan Labbé “Çocukların sorularına kulak vermek yeterli” diyor. 

fft1_mf28386

Söyleşimize dünya tarihinin önemli filozoflarından birinin sözüyle başlamak istiyorum. Çiçero, “Ah felsefe, yaşamın rehberi! Ah erdemleri arayan, kötülükleri kovan! Biz ve insanlık tarihi sensiz ne yapardık?” diyor. Gerçekten felsefe olmasa ne yapardık?
Cevap, tam da sorunuzun kendisinde saklı; felsefenin hem hayatlarımızın, hem oluşturduğumuz toplumların temelinde yattığını hatırlattınız bize, sağ olun. Felsefenin gündelik yaşamdan çıkarabildiği sorgulamanın daha çok farkında olsak, kuşkusuz daha aydınlanmış seçimler yapar, kendimizi bu kadar çalkantı içinde bulmazdık.

Çocukluğunuzda ‘Çıtır Çıtır Felsefe’ dizisi benzeri kitaplarla tanışmış olsaydınız neler değişirdi hayatınızda?
Bu tip kitapları çocukluğumda okusaydım eleştirel düşünce hayatımın daha erken bir safhasına uyanırdı. Her şeyin, özellikle de çocukken önüme sürülen klişeleşmiş düşüncelerin ve hazır cevapların sorgulanabileceğini fark etmemde bana yardımcı olurdu. Önemli olan, hayatımızdaki güzergâhlardan birinde böyle kitaplara rastlamak.

Çocukların sorularına kulak vermek yeterli
Çocuklar için dünya ve onun üzerinde olan her şey aslında yenidir. Onların merak ve şaşkınlık durumu felsefe için nasıl bir zemin oluşturuyor?
Kesinlikle. Felsefi düşüncenin başlıca bileşeni olan iki kavram seçtiniz, ‘merak’ ve ‘şaşkınlık’. Çocuklar için yazmamın nedeni de bu: Merak ediyor, şaşırıyorlar. Henüz alışkanlıklara yapışıp kalmış değiller; aksine, hayatlarının tam da felsefi bir dönemindeler. Sordukları sorulara kulak vermek yeterli. O sorularda söz ettikleri şeyler yaşam, ölüm, şiddet, adaletsizlik, dünyanın başlangıcı, iyi ve kötü, dünyadaki haksızlıklar, savaşlar, güzellik, aşk…

Bir söyleşinizde ‘Çıtır Çıtır Felsefe’ dizisi kitaplarınızı “Düşüncenin inşasında kullanılacak bir alet çantası” diye tanımlıyorsunuz. O çantada hangi aletler var?
Pek çok alet sayabiliriz. Mesela şimdi, çocukların cevapları yavaş yavaş kurmalarını sağlayacak o alet çantasına atabilecekleri ve her kitapta kullanabilecekleri birkaç tanesinden söz edelim:
– Çevremizde olan biten, duyduğumuz, gördüğümüz, düşündüğümüz her şeyin sorgulanabileceğini gösterme.
– Bir problematiğin ortaya konuş şeklini önerme.
– Düşüncenin kendini tamamen ortaya koyacak biçimde açılmasını sağlayacak adımları yansıtan uslamlama ve karşı uslamlama.
– Başkalarının görüşüne kulak verme ancak bunu yaparken de kendini ayartılmaya, baştan çıkmaya karşı koruyabilme.
– Tekil vakalardan ve anekdotlardan çıkıp kavramsallığa ve daha evrensel düşüncelere geçmek için dili doğru kullanma.
Felsefe eğitiminin temel amaçlarından biri problemleri fark edebilen bilinçli bireyler yetiştirmek. Ancak dünyada, gelecekte yetişkin birer birey olacak çocuklar için felsefe eğitiminin yeterince yaygın olduğunu söyleyemeyiz.

Çocuk ve felsefe ilişkisi sizce nasıl olmalı?
Felsefi tartışmalar, okullarda küçük yaşlardan itibaren yaygın bir pratiğe dönüşmeli. Elbette felsefi tartışma pratiğini edinmiş, iyi niyetli yetişkinlerin eşliğinde. Her hafta, her sınıfta böyle bir tartışma düzenlenmeli ki hem pedagojik hem de ahlaki yargı ve değerlendirmelerinden uzak bir ifade özgürlüğü alanı yaratılabilsin. Böylece çocuklar küçük yaştan itibaren düşüncelerini ortaya koyabilir, savlarını öne sürebilir, kendilerini dinleyebilir ve eleştirel düşünceyi meydana getirebilirler. Dövüşmeyi değil, tartışmayı öğrenirler. Düşünün, bu pratik genele yayılsa, dünya nasıl bir yer olurdu…

‘Çıtır Çıtır Felsefe’yi okurken her şeyi karşıtıyla anlattığınızı görüyoruz. Diyalektik bakış açısını da çocuklara gösteren bu yöntemden kısaca bahseder misiniz?
Bir atasözü der ki, bir şeyin kalitesi ancak karşıtıyla yüzleştirildiğinde ortaya çıkar. Bir kavramı aydınlatmak için, doğal olarak karşıtından yararlanırız. Yine de, bazı istisnaların olduğunu söylemeliyim. Mesela ‘oğlanlar ve kızlar’ birbirinin karşıtı olamaz. Bereket versin ki, ‘ben ve diğerleri’ de karşıtlık içermez! Aynı şekilde, ‘iş ve para’, ‘aşk ve dostluk’ta da karşıtlık aramayız.

Dizideki kitaplardan biri de ‘Makineler ve İnsanlar’. Günümüzde insanların makinelerle kuşatıldığından ve giderek makineleştiğinden hep dem vuruyoruz. Giderek makineleşiyorsak sizce insana ne olacak?
Bu soruyla bana şahane bir fırsat sundunuz! Çocuklarla yapılacak felsefi bir tartışmanın, tam da sorduğunuz soruyla nasıl başlatılabileceğini anlatayım size. Gelin, çocukların bayıldıkları bir şey yapalım ve ‘soruyu sorgulayalım.’ Bunun anlamı, sorulara gizlenmiş ve biz farkında olmadan, daha cevap üzerine düşünmeye bile başlamadan tartışmayı yönlendirebilecek fikirleri yakalamak.
“Giderek makineleşiyorsa, insana ne olacak?” sorunuzda şöyle bir varsayım yatıyor: İnsan giderek makineleşiyor. Önce onu sorgulayalım: İnsan giderek makineleşiyor mu? Tartışma tam da bu noktadan başlayabilir: İnsan makineleşiyor mu? Ya da: Makine, insanı kas gücüne bağlı ya da katma değeri olmayan tekrarlara dayalı işlerden azat ediyor mu? Belki de bana, felsefenin sorulara asla cevap vermediğini ve bunun bir noktada sinir bozduğunu söyleyeceksiniz. Belki de öyle… Ama sorular üzerinde oyalanmak önemlidir. Onları ayıkladıkça, içlerindeki varsayımlardan kurtulurlar ve cevaplara doğru yalın halleriyle yol alırlar.

Tüm dünyadan birçok rengârenk çocuk okur… Çocuk okurlarınıza bakınca bizi, insanlığı sizce nasıl bir gelecek bekliyor? Daha çok felsefe ile iklim değişimi, savaşlar, kötülük, nefret, yok edilebilecek mi, bizim için umut var mı?
Müthiş bir soru, keşke cevapları bende olsa! Çocuklarla kurmaya çalıştığım ilişkiden söz ederek başlayayım: Saygı ve dinlemeye dayalı bir ilişki. Hem onların söz hakkına saygı duyuyorum, hem de onlarla birlikte sorular içerisinde yürürken, yaptıkları sorgulamalara kulak veriyorum ve onları şu ya da bu noktaya getirmeye çalışmıyorum. Bizi bekleyen geleceğe gelince, çocuklara daha çok ‘şimdiki zaman’ üzerine konuşmayı tercih ettiğimi söylüyorum. Şimdi ve burada, bugünkü yaşamlarına etki eden gündelik mikro-eylemler üzerine konuşalım, düşünelim istiyorum. Sorunuz bana, kuruması için astığı ipten kopup da rüzgârda savrulan gömleğini gören Nasreddin Hoca’yı hatırlattı. Gömleği görüp de demiş ya, “Ne büyük tehlike atlattık. Ya içinde ben olsaydım?”

Yazarken aklımda sekiz yaşında bir çocuk vardır
Sorbonne’da bir profesör kitaplarınız için ‘Çocuk kitabı kılığına girmiş felsefe kitapları’ ifadesini kullanmış. Kitaplarınızı gerçekten sadece çocuklar için mi yazıyorsunuz, yoksa yetişkinleri de düşünüyor musunuz?

Yazarken, aklımda hep bir çocuk vardır. Sekiz, dokuz yaşlarında bir çocuktur bu ve ben hep o çocuğa seslenirim, başkasına değil. İnanın, yetişkinlere yazmak daha kolay olurdu! Çünkü çocuklara yazarken çok daha kısıtlı bir kelime hazinesine başvurmam gerekiyor. Amaç, yer yer karmaşık kabul edilebilecek fikirleri, bir çocuğun söz dağarcığıyla, o çocuğun erimine ve evrenine dahil edebilmek; bunu yaparken de o fikrin derinliğini yok etmemek. Bu, kelimesi kelimesine tasarlanması gereken bir çalışma. Çocuğu cesaretini kıracak sözcüklere çarptırmamak ve ilgisini her cümlede canlı tutabilmek çok önemli.
Sözünü ettiğiniz profesörün ‘Çıtır Çıtır Felsefe’ dizisini ‘Çocuk kitabı kılığına girmiş felsefe kitapları’ şeklinde nitelemesinin nedeni, çok sayıda yetişkinin de bu kitapları okuması ve -anlaşılmaz metinler yüzünden utanıp dışlanmadan- felsefi düşünceyle yeniden ilişki kurabildikleri için ne kadar mutlu olduklarını söylemeleridir.

(DEVRİM YILMAZ dgulyilmaz@gmail.com)

RadikalKitap

Leave A Response