Zor fuardan notlar

Ömer Lekesiz

Ömer Lekesiz

Zor fuar dediğim, Beylikdüzü’ndeki kitap fuarıdır.

Uzaklıkla nitelenmesi artık can sıkıcı bir durum olmaktan öteye gitmiyor çünkü o orada olmak zorunda. Ki, bu zorunluluk, Kadıköy’den çıkan birinin oraya (hadi en hızlı erişim aracını seçelim) metrobüs vasıtasıyla ancak iki buçuk saatte ulaşmasını sevimli hale de getirmiyor.

Zor fuarla ilgili diğer bir kanıksanan (ya da kanıksanması gereken) durum ise hafta içinde ilkokul öğrencilerine buranın bir gezi, eğlence, mesire yeri gibi sunuluyor olması.

Çocukların kitapla buluşmaları hayati öneme sahip bir konu. Bu bakımdan onların hangi gerekçeyle olursa olsun oradan uzak tutulması yanlıştır.

Fakat yazar amcaların kitap imzalama ayinleriyle, çok entelektüel konuşmacıların kitap, yayıncılık ve kültür hayatımız üzerine ahkam kestikleri panellerle maruf olan bu fuarda, çocuklara kitabı sevdirecek, benimsetecek hiçbir etkinlik yok.

Dolayısıyla canlandırma yoluyla da olsa çocuklar ne Alice’in harikalar diyarında, ne Binbir Gece Masalları’nın mekanlarında geziyorlar. Hal böyle olunca yapabildikleri tek şey, ellerine tutuşturulan naylon torbalara katalog doldurarak, onları diğer ellerindeki hamburger ve kola eşliğinde taşımaktan ibaret kalıyor.

Oysa ki o iyi niyetli öğretmenler çocuklar kitaplarla buluşsunlar, yazarlarla tanışsınlar, böylece kitabı sevsinler diye, onca zahmetle nasıl da koşuşturuyorlar onların etrafında.

Hasılı masal, hikaye kahramanlarının anlatılarından mülhem oyun alanlarının da içinde yer aldığı, ilgili canlandırmaların yapıldığı bir çocuk kitapları fuarı yapılıncaya kadar çocuklar ve büyükler elbirliğiyle fuar perişanı olmaya devam edecekler.

Benim de zaten bu manada Beylikdüzü Kitap Fuarı’nı organize edenlerden yana bir umudum yok ama CNR Kitap Fuarı‘nı yapanlardan yana bir umudum var. Çünkü onlar, solculuktan gelme kapitalist olmadıklarından, konuya salt ticari açıdan bakmıyorlar en azından.

Fuardan aldığım kitaplara gelince.

Türk Dil Kurumu, 2009’da James W. Redhouse‘un Latinize ederek yayınladığı Müntehabât-ı Lügât-ı Osmaniyye‘sinin tıpkı basımını yapmış. Osmanlı Türkçesi’ni öğrenmek isteyenler için hoş, temiz, okunaklı bir kitap çıkmış ortaya.

Kurumun standına uğramışken, bende eksik olan şu iki sözlüğü de aldım: Lütfullah b. Ebu Yusuf el-Halîmî‘den Lügat-i Halîmî ile Ni’metu’llah Ahmed‘ten Lügat-i Ni’metullâh.

Türkiye Yazma Eserler Kurumu tarafından 2014’te yayınlandığı halde bir türlü edinemediğim Reşahât-ı Muhyî‘yi de nihayet alabildim.

Hikayesi Ubeydullah Ahrar (v. 1490) etrafında dönen bu kitabın öncesinde Fahrüddin Ali bin Hüseyin Vâiz-i Kâşifî‘nin (es-Safi), Reşahât-ı ‘Aynü’l-Hayât‘ı (1503) var. Bu eserin Hacı Mehmet Zülâli Eskişehrî (v. 1900?) tarafından Müntehâb-ı Tercüme-i Reşahât adıyla istinsah edilmiş olanı, İz Yayınları tarafından 2013’te Reşahâtadıyla yayınlanmıştı (Haz.: Naci Bayraktaroğlu ile Nizamettin Arslan).

Reşahât-ı Muhyî ise Muhyî-i Gülşenî‘ye (v. 1604) ait. Mustafa Koç ie Eyüp Tanrıverdi tarafından yayına hazırlanan kitap, 1500’lü yıllarda yapılmış iki önemli tercümeden birine dayanıyor. Önemi ise Turûk-u Aliyye olarak da nitelenen Naksibendiyye Tarikatı’nın adap ve erkanını anlatmasıdır.

İhtiyaç listemde olmadığı halde, salt gençliğimin hayalet kitabıolmasından dolayı aldığım bir kitaptan da kısaca bahsedeyim: James Joyce’un Finnegan Uyanması adıyla çevrilen Finnegans Wake‘i.

İkinci bir dile çevirisinin son derece zor olduğu herkesçe bilinen bu eseri iyi Türkçeleştirmek uğruna beş ayını Dublin’de geçirdiğini söyleyen çevirmenin önsözü şu cümleyle başlıyor: “Finnegan Uyanması’nı çevirmek öyle bir yol ki bir başına büyük bir aşkla James Joyce’un olağanüstü dilinin nehir yatağında yüzmeyi andırıyor.” “Öyle bir yol ki”yi çıkararak okuduğumda, cümle ancak kendine gelebildiğinden, acaba çevirmen çevirisinde hangi ibareleri kendinden geçirmiştir diye düşünmeden edemedim.

Ayıca, çevirmenin gizli bir muhalefet partisinin lideri olma ihtimali de var. Çünkü çeviri çabasını şöyle özetliyor: “Yaşadığımız kara dönemde, Türkiye’de güzel şeyler de oluyor, sözünü duyabilmek için buna değerdi.”

Bu kitabı okumak için almıştım ama çevirmenin önsözünü, Enis Batur’un “doyulmaz fışkırılar doğuyor” kabilinden fışkırtmalı kelimelerden oluşan takdimini okuyunca ondan soğuyuverdim birden.

Zor fuardan notlarım şimdilik bunlardan ibaret.

Related Articles

Bir Cevap Yazın