Türkiye’de heba edilen kütüphaneler

Muhammed Emin Metin

Muhammed Emin Metin

Kütüphaneler insanlar ve diğer canlılar gibidirler. Toplumda yaşarlar, büyür ve gelişirler, ölmezler ama öldürülürler. Evet!

Ülkemiz kadim bir geleneğin üzerine kurulu olmasından dolayı, kütüphane arşivi olarak çokça zengindir. Bunun yanında daha önce buralarda yaşayan farklı milletlerden, inançlardan, kültürlerden kalma tarihi eser niteliğinde nice arşivler bulunmaktadır. Günümüzde bu eserlerin varlığından söz etmek mümkün olsa da zamanla çeşitli bahanelerle türlü kıyımlara ne yazık ki maruz bırakıldı.

Ali Ural, Bir şehrin en güvenilir yerinin hastahaneler ve hapishanelerin değil, kütüphaneler olduğunu söyler.

“Sevgili Dost,

Bir şehrin en güvenilir yeri sence neresidir? Şehrin neresinde kendimizi güvende hissedebilir, mızraklardan ve oklardan emin olabiliriz? Yalnız paltomuzu değil, zırhımızı ve sadağımızı da bırakacağımız kapı hangisidir? Hangi pencere açıldığında rüzgarı bizi üşütmez. Hangi merdiven çıkıldığında yormaz kalbimizi?

Sevgili Dost,

Bir şehrin en güvenilir yeri kütüphanelerdir. Çünkü kitaplar seslerini yükseltmezler. Bu yüzden kütüphanelerde derin bir sessizlik vardır. Sonra kitaplar tozlarını üzerimize üflemezler. Bu yüzden elbiselerimiz hep beyaz kalır, değil mi?

Sevgili Dost,

Ben bir şehrin en güvenilir yerinin neresi olduğunu biliyorum.

Sen de biliyorsun”

***

Bu konuyu araştırırken çok üzücü şeylerle karşılaştım, yazamadım hepsini; yazamazdım da… Yüreğim buna daha fazla şahitlik etmeye müsaade etmedi. Katledilen sadece insanlar değilmiş bunu anladım…

Ve bunları beddua niyetine okumanızı isterim, yazarken beddua niyetine yazdığım gibi…

Yıldız Sarayı Kütüphanesi

Bu kütüphane Sultan Abdülhamid Han tarafından kuruldu. Sultanın 30 senelik hükümdarlığı süresince yavaş yavaş gelişti. Kitapların çoğu bizzat Abdülhamid Han tarafından satın alınmıştı. Paha biçilemez nadir matbu ve yazma eserler, akademik anlamda önemli kaynaklar, sanat değeri yüksek eserler ve fotoğraf albümlerinden oluşuyordu.

1909 yılında Sultan Abdülhamid tahttan indirilirken, kütüphanenin başında Başhafız-ı kütüp (kütüphane müdürü)  olan Şeyh Sabri Efendi (Sabri Kalkandelen) vardı. 31 mart vakası yaşandı ve Selanik’ten İstanbul’a gelen harekat ordusu mensupları Yıldız Sarayı’nı yağmaladı. Yıldız Kütüphanesi’ni de yağmalamaya gelen askerler karşılarında kütüphane kapısının önünde yatan bir adam gördüler. Bu adam Nakşibendi şeyhlerinden Mustafa Ruhi Efendi’nin oğlu Şeyh Sabri Efendi’ydi. Kütüphane kapısının önünde yatan Sabri efendi askerlere, “Benim cesedimi çiğnemeden kimse içeri giremez!” demiş ve iddialara göre silah çektiği de söylenmektedir. Askerlerin içindeki Arnavut olanları kendileri gibi Arnavut olan Sabri Efendi’nin şivesini farketmiş ve şeyhleri  M.Ruhi Efendi’nin oğlu olduğunu anlamışlardı, hürmette kusur etmeyip geri çekilmişlerdi. Böylece kütüphane büyük bir yağmadan kurtarılmıştı, fakat gel gör ki yıllar sonra bu kütüphane acınacak duruma düşecektir.

Cumhuriyet’in ilanından sonra da kütüphanenin başında kalan Sabri Efendi, Rektör  Prof. İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun ısrarıyla 1925’te o dönem ki adı Darü’l-Fünün olan İstanbul Üniversitesi’ne bağlandı.  Daha sonra Sabri Efendi’nin oğlu Nurettin Kalkandelen göreve geldi ve 1970 tarihlerine kadar müdürlük görevine devam etti.

28 şubat darbesiyle eski Türkçe kitapların harf devrimine aykırı olduğu gerekçesiyle depolara atıldı.

İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi

18

Bu kütüphane 1997 ila 2005 yılları arasında iki dönem rektörlük yapmış olan Prof. Dr.  Kemal Alemdaroğlu, görev dönemi sırasında aldığı kararlar ile  İstanbul  Üniversitesi kütüphanelerine büyük zararlar vermişti. Yıldız Sarayı’ndan İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ne taşınan ve ismi “Nadir Eserler Bölümü” olan bina hasar gördü, buradaki kitaplar da boşaltıldı, bina restorasyona alındı ve senelerce kapalı kaldı. Boşaltılma döneminde sahafların, koleksiyoncuların eline düşen kitaplar, arşivler daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi finansman olarak Atatürk Kütüphanesi müdürü Ramazan Minder tarafından 4 bin 500 kadarı kurtarılabildi.

17 Ağustos 1999 depreminden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin binasının muhtemel bir yeni depreme karşı dayanıklı  olmadığı  gerekçesiyle  öğretim  görevlilerinin  odalarındaki özel kitaplıklar başlatılıp SEKA’ya  gönderilmişti. Adını saklı tutan bir öğretim görevlisi “Bize depremin ardından ‘bir günde odalarınızı boşaltın” denildi. Bu sürede kurtarabildiğimiz kitapları kurtardık. Diğerleri ise gitti. Aralarında tarihî nitelikte kitaplar da vardı.

Deprem  sonrasında cereyan  eden bir  diğer  olay,  İstanbul  Üniversitesi  Kütüphanesi’ne kayıtlı kimi kitapların İstanbul ve  Ankara’daki  sahaflarda  satılmalarıdır.  Kütüphaneden  Halkalı’daki depoya gönderilen on kamyon kitaptan üç kamyonda bulunan yaklaşık on bin kitap, depolanmak yerine  Küçükpazar’da hurda olarak satılmıştı. Üzerlerinde “Darü’l-Fünun” damgasını taşıyan bu kitaplar, İstanbul’daki kimi sahaflar  tarafından  alınarak  koleksiyonerlere  satılmıştı.

Rektör Prof. Dr.  Kemal Alemdaroğlu’nun büyük tepkilere yol açan bir diğer kararı ise, 2000 yılında bölümlere ait seminer ve uzmanlık kütüphanelerinin lağvedilmeleri kararıydı. Tahminlere göre sadece Edebiyat Fakültesi’ne ait 17 değişik kütüphaneden yaklaşık 220.000 kitap mahzenlere konulmuştu. Alemdaroğlu, eleştirilere cevaben yer sıkıntısını gösterecekti. Bu kitaplar arasında  Kâtip Çelebi’nin ünlü coğrafya kitabı  Cihannüma  ile Felsefe Bölümü Kitaplığı’nda yer alan  Nietzsche  koleksiyonu vardı. Sekiz  yıl  boyunca  depolarda uygun  olmayan şartlarda tutulan bu nadir kitaplar, rutubet ve farelerden dolayı büyük zarar göreceklerdir. Depoya kaldırılan eserler arasında Katip Çelebi’nin  Cihannüma, Firdevsi-i  Rumi’nin  Süleymannâme,  Şeyh Sadi’nin  Bostan,  İbn-i Ferişte’nin  Şerhi Menâr isimli  eserlerinin yanı sıra  Müteferrika baskısı  Nazmîzâde  Murtaza  Efendi’nin bir eseri, Konstantin Ipsilanti’nin  Fenn-i  Muhasara ve yine  Müteferrika baskısı  Tarih-i  Raşid gibi önemli eserler yer alıyordu.

Bu iş şüphesiz bilinçli yapılmıştı. Kitaplar zimmet ve sayım yapılmadan depolara atılmıştı. 100 yılda oluşturulan Tarih ve Sanat Tarihi Bölümü’nün kitaplığı perişan edilmişti. Hiç sayım yapılmadan sandıklara doldurulan kitapların bir kısmı sonralarda sahaflarda da satıldığı duyulmuştu. Geçen günlerde Murat Bardakçı’nın da bu konuyu dillendirirken yaptığı tarifiyle “bu kıyım moğollar zamanında bile yapılmamıştı”.
31 Mart Vakası’nda Sabri Efendi’nin korumasıyla yağmalanamayan Abdülhamid’in mirası da böylece perişan edildi.

Ankara Üniversitesi Türk İnkılapTarihi Enstitüsü Arşivi Ve Kütüphanesi 

Bu kütüphanenin eserlerinin heba edilişini Prof. Dr. Mehmet Akif Erdoğru şöyle anlatıyor:

“Donanma Cemiyetine ait üç sandık dolusu berat, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında özellikle Mısır’da basılmış Arapça gazeteler, II. Abdülhamid’e Mısır ve diğer Arap memleketlerinden gönderilmiş jurnaller, yayınlanmamış özgün fotoğraflar ve daha önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna emeği geçmiş kimi bürokratların hatıra ve yazışmaları, istihbarat teşkilatı MM Grubuna ait gizli raporlar, İstanbul’da bir hapishanenin raporları etrafa atılmıştı. Hatırladığım bu belgelerden birkaçıydı. Bakanlıkta karşılaştığım zihniyetle, bir üniversite çatısı altında faaliyet gösteren bir kurumda karşılaştığım zihniyet temelde aynı idi: Arşivin önemini yeterince kavrayamamak veya kavramamak, ona değer vermemek ve ondan yararlanılmasını sağlamamak. Gerekçeler ise kuşkusuz yine aynı idi. Ödenek yokluğu ya da azlığı, oda yokluğu ve personel azlığı.” (I. Milli Arşiv Şurası, s.86-87)

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi

Bu fakültenin yönetim kurulu 2014 yılının bahar aylarında “yeterli yer yok” gerekçesiyle mezuniyet tezlerini SEKA’ya gönderme kararı alır. Gönderilen tezlerin sayısı meçhul. Fakülte Dekanı Prof. Dr. Necdet Adabağ, artan tepkilere “Tezlerin herhangi bir akademik değeri yok” karşılığını verir. Fakülte hocalarından bir kaçı bu durumu protesto eder. Burada 18 bölüm var olduğunu. Tüm Türkiye’nin kültür hazinesi diyebileceğimiz bu hazinenin, bu çocuklarımızın genellikle kendi yörelerinde kendi kültürlerinde yaptıkları araştırmalar olsun, bilimsel araştırmalar olsun veya yüksek lisans ve doktora aşamasından önce elde edilen bilimsel veriler olsun, bunlar bu mezuniyet tezlerinde bulunduğunu ve herkesin onlardan istifade ettiğini dile getirirler.

Ayrıca kendi kültürümüzle, dilimizle, edebiyatımızla, tarihimizle, arkeolojimizle ilgili olarak hocaların yapamadıkları, gidemedikleri yerlerde öğrencilerimiz gidip oralara bunları tamamlıyordu. Dolayısıyla hem Türkiye’nin kültür zenginliğinin, mozaiklerin birer parçası çocuklarımız eliyle çıkıyordu hem de burada büyük bir hazine oluşuyordu.

Her ne kadar şikayet dile getirilse de tezler SEKA yoluna çoktan çıkmıştı. Birkaç tez haricinde hiçbiri kurtarılamamış ve bir kültür hazinesi daha böylece kağıt hamuruna dönüşmüştü.

Kayseri 75. Yıl Halk Kütüphanesi

Kayseri 75. Yıl Halk Kütüphanesi ve ona bağlı Hisarcık Halk Kütüphanesi ve Selçuklu Halk Kütüphanesi, 2010 yılında eski kitapları ihaleyle hurdacılık yapan Metin Ateş’e satacaktı. Ateş, aldığı kitapları başka hurdacılara ve sahaflara satacaktı.

Satın alınan kitapların bir bölümü daha sonra Kayseri’de bir sahafta tasnifi yapılarak tanesi 3 ila 10 liradan satışı çıkartıldı. Kütüphaneye ait ciltlenmiş ve üzerinde kütüphanenin resmi mühürü bulunan kitapların satışını “Kitabistan Sahaf” adlı işyerinde yapan Orhan Tecimer, Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada “Ben bir hurdacıdan kütüphaneye ait 3 bin kitabı satın alıp, daha sonra tasnif edip satışa çıkarttım. Kitaplar hurda kâğıt olacağına burada değerleniyor. Kitapları tanesi 3 ila 10 liraya satıyorum. Biz kültüre hizmet ediyoruz” dedi.

Kayseri Kültür ve Turizm İl Müdürü İsmet Taymuş ise kitapların özel bir komisyon tarafından kullanım dışı olarak belirlendikten sonra Milli Emlak Müdürlüğü aracılığıyla satışa çıkartıldığını söyledi.

Kayseri 75. Yıl Halk Kütüphanesi Müdürü Aslıhan Uygun ise ihaleyi alan Metin Ateş’in şartnameye uymadığını belirterek şu bilgileri verdi:

“Güncelliğini yitirmiş ve eskimiş kitapları Milli Emlak Müdürlüğü satışa çıkarttı. İhaleyi alan kişi kitapları kıyarak teslim edeceğini ve ham madde haline getireceğini taahhüt etmiş ama buna uymamış. Kullanım dışı olan kitapların ihalesi sahaflara da bildirilir. Sahaflar ihaleye girmemiş ve kitaplar hurda olarak satışa çıkartılmış.”

Özel kütüphanesinde 32 bin kitabı olan tarih araştırmacısı Faruk Yaman da kitapların hurdaya çıkartılması yerine sahaflarda satılmasının daha doğru olacağını söyledi. Yaman, “Osmanlı dönemine ait birçok basılı eser geçmişte maalesef SEKA tesislerinde hurda kâğıt olarak adeta imha edilmiş. Sahaflarda satılan kitaplar arasında çok kıymetli eserler de var. Bu kitaplar hurdaya çıkacağına bizim gibi eski kitap meraklılarının eline geçmesi çok iyi oldu” diye konuştu. Yayımlanmış 50’ye yakın eseri bulunan Araştırmacı Tarihçi Yazar Süleyman Kocabaş da, yapılan işin çok yanlış bir uygulama olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Bu uygulama tarihi hanları, sarayları yıkmak gibi bir şey, Kabul edilemez. Bu kitapları günü geçmiş diye SEKA’ya göndermek, hurda kâğıt diye değerlendirmek büyük yanlış. Yok pahasına satılan bu kitapların büyük bir kısmı sahaflarda çok daha fazla fiyattan alıcı bulabiliyor. Bu konuya ilgili ve yetkili herkesin müdahale etmesini istiyoruz.” (Anadolu Ajansı, “Eski Kitapların Satılması Tartışmaya Neden Oldu”, Zaman, 3 Aralık 2010.)

Kayseri İl Halk Kütüphanesi

2014 yılında Kayseri İl Halk Kütüphanesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “yer darlığı, eskimiş ve okunamayan” kitapların satılmasına izin veren yönetmeliği gereğince sekiz bin kitabı hurdacıya satacaktı. Bunların büyük bir bölümü hurdacılar tarafından sahaflara satıldı ve kitaplar hamur olmaktan kurtuldu.

İzmir Hisar Camii Kütüphanesi

Her seferinde farklı gerekçelerle tam 4 defa kütüphane binasının yeri değiştirildi. Bu değişiklikler sırasında kütüphanedeki bazı eserler sahafların eline geçti. Bu tarihi kütüphanenin mührünü taşıyan bazı nadir matbu eserler artık kütüphanelerde satılır oldu. Öyle ki Ali Şir Nevai’nin “Mahbub’ül-Kulüb” adlı eseri bin TL’ye satışa çıkartılmıştı. Bunun dışında daha birçok kitap hem kitapçıda hem de internette satışa çıkartılmıştı, üstelik bunların üzerinde ‘TC İzmir Hisar Kütüphanesi’ damgası bulunuyordu. 4 bin 152 kitaptan bazısı kurtarılsa da çoğu ilgisizlikten dolayı heba edildi.

Milli Kütüphane

255526

2013 yılının son günlerinde ana basında yer alan bir habere göre, “Milli Kütüphane, koleksiyonlarında yaptığı ayıklama işlemi sonrasında 147 ton kitap ve matbu malzemeyi hurdaya çıkarmış ve Hurdasan’a satmıştı. Bu durumun farkına varan Ankaralı sahaflar ve koleksiyonerler, kilosu 15 ila 50 kuruş arasında bedellerle kitapları Hurdasan’dan satın alarak ya müzayedelerde satacak ya da koleksiyonlarına katacaklardı. Bu, Milli Kütüphane’nin ilk icraatı değildi. 2007 yılında benzer bir şekilde döküm listesi olmayan ve tasnifi yapılmayan 102 ton, 2011 yılında da 45 ton kitabı Hurdasan’a satacaktı. Satılan kitaplar ve matbu evraklar arasında Ermenice ve Yunanca kitaplar ve de Anadolu Ajansı’nın 1938-1968 yılları arasında daktilo ile yazılmış haber bültenleri de vardı. Hurdasan’a satılan kitaplar arasında sahafların satın alıp tekrar sattıkları kitaplar arasında İbn-i Haldun’a ait Tercüme-i Mukaddime, 1913 Merzifon baskısı Pontus dergisi, 1870 baskısı Yunanca Trabzon Tarihi kitapları vardı.

Milli Kütüphane Başkanı Zülfü Toman’ın eşliğinde Milli Kütüphane’nin yıllardır kapalı olan depolarına giren gazete muhabirleri, bu depolardaki vahim duruma tanık olacaklardı. Bir depoda tasnif edilmemiş 250.000 eser, yangın riski taşıyan açıktaki elektrik kabloları, kırık ampuller ve kuş ölüleri ile birlikte muhafaza edilmekteydi.166 Milli Kütüphane’ye ait 29 depodan üçü hiç açılmamış, ikisi ise hiç işlem görmemişti.

Ürgüp Tahsin Ağa Halk Kütüphanesi

Bu kütüphane 1855 yılında kurulmuştu, arşiv niteliğinde çok sayıda mecmua ve el yazması barındırdığından çeşitli ödüllere layık görülmüştü. 2010 yılında öğretmen Mustafa Kaya, 15 bine yakın kitabın imha edilmek üzere kamyona yüklendiği sırada yere düşen kitapları incelediğinde bu eserlerin tarihî arşiv niteliğinde olduğunu anlayarak kaymakamlığa başvurup suç duyurusunda bulunmuştu.

Halkevleri Kütüphaneleri

19 Şubat 1932 tarihinde resmî olarak kurulan Halkevleri, dönemin iktidarı tarafından kapatılmıştı. Halkevleri’nin, kapatılmalarından sonraki durumu Prof. Dr. Anıl Çeçen şöyle anlatmakta:

“Halkevi eşyaları çöplüklere ve sokaklara atıldı. Halkevi kitapları dereler ve ırmaklara atıldı, kesekâğıtçılarına toptan verildi. Bütün  ülke siyasal iktidarın olumsuz tutumu yüzünden bir Halkevi yağmasına sahne oldu.”

Bazı bölgelerde ise, Halkevi kitaplıklarındaki tüm yayınlar kamyonlara doldurularak alanlarda yakılıyordu. Kitaplıklar boşaltılırken buralar başka amaçlı kullanıma açılıyor ve içindekiler bazen depolara kaldırılıyor ve halkın okuması engelleniyordu. Halkevi binaları bazen resmi dairelere, bazen karakollara, bazı yerlerde de okullara dönüştürülüyordu. Merkezdeki bazı Halkevi binaları genel tuvalet olarak bile kullanılıyordu.

Hıfzıssıhha Müesseseleri’nin Kütüphaneleri

Bir devir işlemi sırasında kütüphane olarak kullanılan alana sığmayan kitaplar nemli, tozlu bakımsız bir alan olan depoya istiflenmişti. Birçok kitabın da bu taşınma esnasında kaybolduğu söylenmekteydi.

Önce 2010 yılında tadilat gerekçesi ile depolar boşaltılarak çuvallara doldurulan kitaplar Serum Çiftliği’nde bir odaya yığıldı ve çürümeye terk edildi. Daha sonra da Sağlık Bakanlığının yeniden yapılandırılması gerekçesiyle Başkanlık lağvedilerek Türkiye Halk Sağlığı Kurumu oluşturuldu. Bu yapılanma çerçevesinde kütüphane de boşaltılarak yerine bürolar yapıldı. Kütüphanede toplam 40.000’in üzerinde kitap ve ciltli dergi bulunmaktadır ki bunların da çoğu 1900’lü yıllara hatta 1800’lü yıllara aittir ve nadir eser durumundadır. Ayrıca 30.000’den fazla tıpta uzmanlık tezi de mevcuttu.

Rize İl Halk Kütüphanesi

2014 yılında Rize İl Halk Kütüphanesi’nin “özelliğini kaybettikleri” gerekçesiyle 2900 kitabı hurdaya dağıtılması için ayırıldı. İhaleye çıkarılan iki ton kitap, 160 liraya bir hurdacıya satıldı. Bu yolla satılan kitaplar ya yakacak olarak kullanılıyor ya da geri dönüşüme veriliyordu. Bu eserlerin bu şekilde yok edilmesine gönlümüz razı gelmiyor” diyen bir kütüphane üyesi Hasan Kabil kitapları kurtarmak için uğraş verdi. Bunun üzerine kitapları satın alan hurdacının, Hasan Kabil’e “hangi kitabı istiyorsanız bedelsiz alın” teklifinde bulunması üzerine Kabil’in seçtiği 115 kitap, Rize Özel İhtisas Kütüphanesi’ne bağışlandı..

Talan edilen bu kütüphanelerin yanında, Yahudi, Ermeni, Rum, İstanbul, Edirne, İzmir gibi azınlık cemaatlerinin kütüphaneleri de nasibini aldı, aynı ölçüde talan edildi.

Sevgili dost,
Bir şehrin en güvenilir yeri kütüphanelerdir.
Peki aynı güven kütüphanelere de verilmiş midir ?
Bunu biliyorsun.
Bunu biliyorum.

Sosyal medyada paylaşın

In : HABER

Related Articles

2 Comments

  1. Ahmet

    Türkiye’de hiç bir zaman kütüphanecilik olmadı ki normal bu yaşananlar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked (required)